Pazar, Ekim 30, 2011

Soruma yanıt verin.. Gerçekten sordum...????

Ölür gibi yapınca acım diner mi sence?

Ya da uyur gibi yapsam?

Beylik laflar etmemek gerek... Geç olsa da öğrenilir... Ya da bilinmezlikten kaynaklanır...


Hiç birinin bana sahip olduğunu düşünmedim.. Tut ki böyle bir şey oldu:) bunu fark ettiğimde sanırım “giderim” . Durmam oracıklarda. Hem ne gerek var ki!!! 
-Tasma takılsın fino görevi görelim olmazsa!- 
Sahiplik duygusunu sevmiyorum. 
Dokunmasa, ilişmese insanlar birbirlerine... Uzaktan sevilse keşke... 


Hayaller kura kura reelde bir şey yaşama ihtimalimi unuttum. Aslında bunu bana unutturanlar utansın :) Bir ilişkide giden olmak öyle kolay değildir... Her şey yapılır ancak o son söz, söyleyenin üstünde ağırlığını bırakır... Kimse de hakkın kalmasın derler ya ! işte bu tam olarak öyle bir şey! Kalmasın diye o son söz söylenmekte hep gecikilir. Karşı taraf çeksin ipi diye beklenilir. Haklı çıkılacak ya! 
Uffff bu ne entrika böyleeee :) çok brezilya dizileri izlemişizzzz. Onlarla büyüdük resmen=) 
Evet gittim ama kalmamı sağlayacak sağlam nedenlere hiç sahip olamadım. Yani haklıyım arkadaş=) Hatun daima haklıdır! ;) . 


Yaşanmamışlıklar böyle konuşturur adamı..
Bundandır bu beylik laflar etmelerim…

Özgürlüğüne değer verenleri severim. 
Zaten farkındalıklar güzelleştirir insanın hayatını. Bu, kişinin kendini tanıması ile doğru orantılıdır. (En azından bence…) kendini seven biri hayatını başkalarının boyunduruğu altında yaşayamaz… işin özü aslında herkes kendine Aşık olmalı.!. Ben özgürlüğüme değer veririm. Hatta değerden de öte bu durumuma hayran kalırım. Kendime de bayılırım! J (ego tavan yapar)



Ve;

Değer verdiğim her şeye tepeden tırnağa, neden değer verdiğimi bilirim! Öyle toplumsal yargılarla bir şeye değer vermem ben… Hak ettiği için değer gösteririm zaten bu böyle olmalı… Kişiler ile neden konuştuğumu bilirim. Neden aynı büfeden su aldığımı bilirim hepsinin nedeni vardır.



Mesela fakültenin yukarısından yürüyorsam ileride hastaneye yakın yerde engelli bir amca vardır hep ordadır ayakları yoktur… Su ve abur cubur satar işte… İhtiyacım olsa da olmasa da alırım ondan bişeyler… Eğer almazsam ben, ben olmam.

Takıntılı insanları da çok severim. Huysuz ihtiyarlara da hayranlıkla bakarım…



Yemek konusunda keskin çizgileri olmalı insanların… Öyle her önüne konulanı yememeli mesela… Ya da kendince kurallar edinmeli.. bunlar kişiliğin yansımasıdır…

Huysuz ihtiyarlara gelinceee uyyyyyy böyle yanaklarını mıncırdayıp kaçasım gelir hep J baston darbesi almadan yapmam gerekir bu kaçma eyleminiJ Çok gerçekler… Ayaklı tarihler hatta yürüyen yaşanmışlık kitapları…



Öğrenilecek o kadar çok şey var ki onlardan… çok…

Yaşanılanlar aslında yüzyıllardır hep aynıdır. Nedeni ise insanların özünde aynı oluşudur. İkili ilişkiler hep aynı seyreder. Sektirmez. Aynıdır işte. 

Öyle mucizeler beklemeye gerek duyulmayacak kadar

Neyse. Geçen gün tramvayda otururken yan tarafta 20li yaşlarında kanları kaynayan şirin bir çift vardı durakların birinde, aniden çocuk kızın kolundan tuttu koşarak indirdi çok eğleniyorlardı öyle güzel göründüler ki acayip imrendim… kız üşürüz dur inmeyelim dedi ama nafile. Zıpır çocuk eğlenceli işte yaşamayı da biliyor. İndikten sonra sarıldılar ve o sırada tramvay hareket etti… çok üzüldüm orda durup onları izleyebilirdim film izler gibi… Çok sıcak çok içten çok güzellerdi…

Erkek dediğin yapmalı böyle şeyler...

Mızmız erkek mi olurmuş hiç!

Orda onları bırakıp (yaşayamamanın verdiği mutsuzluk ile) yolumuza devam ettik.

Bu arada konudan konuya atlayayım bir arkadaşım bana film indirmeyi öğretti ve artık okuldaki o saçma filmciye para vermekten kurtardı =) bu arkadaşımın aynı zamanda Fenerbahçe’li oluşu ona edeceğim teşekkürleri daha bir içten hale getiriyorJ  yardımsever arkadaşlarım var benim! Vallahi çok iyidir hepsi J Tekrar teşekkürler filmler için ;) 



Hayatın kolaylaşması için tecrübelere, bunların kısa yoldan hızlıca olması için ise insanları dinlemeye, gözlemlemeye, empati kurmaya ihtiyaç vardır. Hayatıma giren herkese binlerce kez teşekkürler. Hatta yoldan geçerken gözlemlediğim insanlara kucak dolusu sevgiler... Hepinizi çok seviyorum ben! Unutmayın... 

Perşembe, Ekim 27, 2011

En güzel oyuncağım kalacaksın ebediyen :)

Denize bakınca durgunluğu görmeyi çok severim hatta bayılırım… Efkarlanırım, içesim şarkı söyleyesim hatta sövesim gelir…
Ufukta görünen gemilere kızarım alınırım üzülürüm kırılırım.
Ah o gemide ben de olsaydım açık denizlere yol alsaydım derim her seferinde.
Hiç sektirmeden =)
o gemide olmak isterim uzaklaşmak ve mavi ile bir olmak isterim. 


Mavi iyidir zaten arkadaş!
Can’dır.
Derindir.
Sığ olsa dikkatimi çekmez zaten  ;;)
Mavi hem evdir hem uzak durulması gereken yerlerin başında gelir.
Herkes maviye yakışmaz;) 


 
wikinglerin bile gemileri vardı ama benim yoktu :( yani hiç olmayacak sanırım .:) Titanic dediler efsaneleri çıktı neler neler anlatıldı sonra onu izledim ve o da battı... Kocaman gemi! Batmamalıydı oysa ki. Dev gibi gemi battı ya işte o an dedim ki boşver sen gemileri onlar batar. Görünmez bi buz dağına denk gelir hemen sızdırır suyu içine sonra da batar işte... O buz dağları kadar sinsi başka bir şey görmedim duymadım. Çok fenalar. Kocaman yaşamları sonlandırabilecek kadar sinsiler... Duyguları da yok zaten! Onları sevmeyelim... Hatta ölsün hepsi...
Onlar ölürkende insancıkların içindeki buz dağlarıda erisin...
Hayat o zaman güzel bir hal alır sanırım :)




          Bu arada kocaman bir geminin en ucune gidip kollarımı açmak istiyorum bir de gözlerimi kapatayım :) Sonra bir kaç dk öyle kalayım istıyorum... Yanımda "Saki" olabilir ;)






Reelden soyutlanıp bir parça daha nesnel dünyaya yani kirli evrene dönecek olursak. Gemilerin peynirden yapılmadığını, Mavinin berrak tertemiz olmadığını söyleyebilirim. Keşke masallardaki kadar güzel ve eşsiz kalabilseydi. Ama bizler her şeyi kirlettiğimiz gibi Mavileride kirlettik!
İlla gri yapıcaz heryeri!!!!
Bırakın maviler grileşmesin... Saflığı koruyan bir onlar kalmıştı hayallerimizde...

Madem düzen böyle, mavi grileşti, buz dağlarına çözüm yok, peynir gemilerim eridi, bende kağıttan gemi yapar küçük su birikintimde yüzdürürm ona şarkılar söylerim :) Bu şekilde benim de "GEMİCİĞİM" olur :) tayyyeeeiippaanın oğlanında olurda bende olmazmı hiiiçççç :) O alır gemicik ben almaz mıyım hiiiçççç :)))




Kağıdın üstünde pardon gemiciğimin üzerine resimler yapıp hatta yazılar yazabilirim. İsimde koyabilirim!!! Hatta ismini de "BEYAZ" koyarım! Maviler grileşmesin, grileşen mavilerin renklerini BEYAZ eski haline çevirsin diye :)
BEYAZ; seni hep çok seveceğim! Sen benim en özel oyuncağım olarak kalacaksın, hem de ebediyen ;)


Salı, Ekim 25, 2011

Ankara-Ben- (Ehlileştirme arkadaş!!!!)


İyi günde ve kötü günde, sahiplenmeden! Koşulsuz! Nedensiz! Beklentisiz! “Değiştirmeden!” ehlileştirmeden…  Hatta kendine rağmen insan sevebilir mi birini???



Bazen istemek yetmez, hatta emek vermek, çalışmak çabalamak uğraşmak yetmez… Olmayınca olduramazsın. Verdiğin emek ve zaman heba olur çoğu zaman… Kısır döngüye dönüştüğünde ise halin kalmaz, neşen kalmaz, senden çok şey gider. 



Alırsın cebine koyarsın en güzel gülücüklerini. Sonra iyi olanlara verirsin avuçlarının içinde ya da gözbebeklerinin derinliklerinde… Karşındaki bunun değerini bilir ya da bilmez boşvermek gerekir.. Önemli olan o güzel gülücükler ve gülen bakışlardır…



Herkes hayatının bir döneminde dokunulmadan, ilişilmeden, karışılmadan doya doya yaşamak ister… Keyif almak ister. Tadına varmak doyumsuzluğunun içinde boğulmak ister. İster de ister işte. Ve çoğumuz yaşarız bu anları… Dönemler farklı olur ama yaşarız… Herkesin en güzel çağı an’ı farklıdır. En azından herkesleşmeden önce öyleydi…



Neyse... Ankara, gri bir şehir… Renk azdır. Böyle yolda yürürken asık suratlı takım elbiseli insanlar görebilirsiniz. Ama düzen vardır. Sosyaldir en iyisinden en kötüsüne kocccaman seçim yelpazesi barındırır o soğuk sokaklarında… (Bugün bir başka özledim bu gri şehri... Kokusunu özledim)



Buz gibi havalarda sıcacık simit yemenin keyfi başka yerde çıkmaz. Sevgili ile burnun dona dona yürümek hatta eller dışarıda çok üşüyeceğinden birinin cebinde ellerin kenetlenmesi ve öyle sallana sallana yürümek başka yerde olmaz! Gerçekten olmaz! Mesela kışları kar yağar donar ve yerler buz olurJ yürürken bir anda o sevgilinin önünde kapaklanıverirsin yere J Hiçte rezil olmazsın düşerken onu da çekersin kendineJ Bakın romantik değil mi J o an başlanır kahkahalar atılmaya! Yani iyidir Ankara’da aşk… Çok özeldir hatta… Ve ilk aşk Ankara’da ise anıları düşünülmeye bile doyulmaz…



“Belki de eski bir şarkı ya da hoş bir koku esintide…” ne güzel söylemiş değil mi???



Hatırlatır. Hatırlatır arkadaş! Her şey hatta ufacık ayrıntılar hatırlatır… zaten burada hatırlanılan kişi değildir duygulardır. Ne önemi var kişinin!!!! Biz bir elbise oluştururuz yıllarca sonra üstüne büyük gelmişliğine aldırmadan giydiriveririz komik görünen bir adama. O da kendini tanrı fln sanar. Salak işte J neyse benim kıyafetlerim xxxxxll yani baya büyükJ o kalıba gircek babayiğit bulmakta epey zor… Hem kedilerim köpeklerim ile yaşlanacağım ne diye düşünürüm bunları! Başka bir aptalda bunlara kafa yorduğum için benim ;)



Ehlileştirilmek istemiyorum…



Böyle iyi.



İyi yani.



Ben iyiyim!


Pazartesi, Ekim 24, 2011

Türkiye'de bir erkeğin ömrü 20-30 yaş arasındadır!



Stres içindedir 19’una basan her Türk genci… Ölüme yaklaşır çünkü. O’ndan daha çok üzülür Türk Anası. Oğlunu ölüme yolcu edecektir… Bin bir zahmet ile büyüttüğü yavrusu adım adım yürümüştür ölüme. Aslında bunun için büyümek dışında yaptığı bir şey yoktur. Gelişmekte olan bir ülkeyiz, hatta mükemmel ülke, iyi niyetli, fedakâr ülke tavırları sergileriz diğer milletlere. Ya kendi içimize? Sanki oyun oynar gibi strateji savaşlarının yükümlülüklerini, sonuçlarını biz çekiyoruz.

Kimisi askerlik oynar, kimisi hırsız polis oynar, kimisi de evcilik oynar… Güneydoğumuz askerlik oyunları ile doludur bizim. Üniversitelerimiz ya da kamu çalışanlarımız daha doğrusu oyun bozan arkadaşlarımız hırsız polis oynarlar… Ankara’mız ise evcilik oynar!!! Oyunun kurallarını değiştirirler öyle estiği gibi!!!

Doktorculuk oynamak ve o evcilik oynayanlar için beyni nakli yapmak isteyenlerdenim aslında J şakacıktan değil gerçekten ! ihtiyaçları var çünkü!!!

Hiç yalıdan, köşkten, villadan ya da vekil çocuklarından şehit haberi duyduk mu?

Hayırrrr!!!

İşte çifte standart!!!

Bir de bu böyle de kalmadı!!! Çirkinleşildi!!!

“Ananı da al git” denildi… “gerçekten…”

Çorum’lu şehit Mehmet’imizin acısına anası dayanamayınca ertesi gün o da öldü!
Mehmet anasını da aldı gitti!

""""""""Bu vatana o anayı bırakmadı…""""""""" E öyle dediler!

İt herifler… Her şeye zemin hazırlayıp sıyrılmaya çalışmak dışında ne yaparsınız! Aslında sıyrılmaya çalışılmaz bile!!!

Dikkatimi çeken ufak bir yazı;

“Şehit Ast.Mehmet Bozkuş'un Günlüğü:''Bugün var ya aşkım... Bu terörün bitmeyeceğine bir kere daha şahit oldum. Gözümüzün önünden on katır on kişi geçiyor, ‘gidelim öldürelim' diyoruz göndermiyorlar. Helikopter çağırıyoruz yollamıyorlar. Bir de bunun üzerine adamları telsizlerinden de dinliyoruz. Hala elimizi kolumuzu bağlı tutuyorlar, çıldırıyoruz. Adamlar resmen önümüzden geçiyor. Biz de öyle salak saçma dağ başında bekliyoruz, neye kime hizmet ettiğimizi bilmiyoruz, ilk defa burada bulunuşumuzun boş olduğunu anladım" 
Şehit Ast. Mehmet Bozkuş'un günlüğünden!

Sanırım özeti her şeyin…



Biz Türk kızları erkek arkadaş edinirken, evlenecek iken dikkat ederiz askerliğini bitirmiş mi diye? Niye bunları yaşamak zorundayız?? Neden ölsünler ki? Yaşıtlarım en yakınlarım canlarım arkadaşlarım var benim! 20’lerini geçtiler.. Yarın cenazelerine gitmek istemiyorum. Onlarla bir daha oturup kahve içememenin telefon ekranında arayan kişi isimlerinde onları görememenin ve bende yaratacağı yıkıntının acısını ömrümce yaşamak istemiyorum! 

Türkiye’de bir erkeğin ömrü 20-30 yıl arası değişiyor… bu aradaki sürece ne sıkıştırabilirlerse…

İnsan gücüne gerek kalınmadığı şu devirde CAN’larımızı piyon yerine koyanlar ateşin altına itenler ile çok fena kavga halindeyim!

İyi ki kız doğmuşum! Vatan millet koruması elde silahla yapılamayacağı bu dönemde bu saçmalıklar yüzünden.. iyi ki!

R.Dink'in de söylediği gibi: "Adalet cesaret ister!"

Ve biz yok oluyoruz..

Benzer hikayeler ile…

Çok konuşmadan “Anacığımı da alıp gideyim!”


Çarşamba, Ekim 19, 2011

Farkındalık..

Sabah uyandığında gökyüzünü görebilmek, kahvaltıdaki lezzetlerin tadına bakabilmek, sıcacık tavşan kanı çayını yudumlamak, başını pencereden dışarı uzatıp derin nefes alıp havanın kokusuna bakmak, etrafında olup bitenleri görmek, yaşamın içinde olmak, sevdiklerinin gözbebeklerine bakmak, onlara sevildiğini her bakışında hissettirmek, melodilerin arasında enstrüman seslerini ayırt etmeye çalışmak, ve ve ve birbirinden güzel nice sayamayacağım eylemler dizgesi için…

Benim için…

Tadına vardığım her şey için…

Doğru cümleleri seçmek için ayıklıyorum lügatimi. İnce ince eliyorum, sık hatta sımsıkı dokuyorum. Yaşamımı anlamlarımı özlüğümü bendeki beni benden başka kim bilebilir ve kim benim kadar beni anlatabilir ki? Bugün sonsuzluğun aslında yaşanılan anı özümseyerek geçirdiğin dakikalardan ibaret olduğunu fark ettim. Ruhani dünya ile ilgili konuya giremeyeceğim çünkü önemli değil ve sadece varsayımlardan ibaret… Kimse ölüp de dirilmediğine göre ölüm diye bir gerçeğin kabul edilmesinin gerekliliğini fark ettim belki de… Varlığa alışmak için bir defa karşılaşmak bile yeterlidir. Hatta sürekli önünden geçtiğimiz dükkânlarda ki kişilere olan göz aşinalığımız bile onların varlığını tanımamızın onlarla tanış olmamızın en güzel kanıtı…

Hiç tanımadığımızı düşündüğümüz bir sürü insanla tanışız aslında…

O, bu, şu herkesi tanıyorum… Onlar beni tanımasınlar hatırlamasınlar ben unutmuyorum J

Çünkü insanı insan olduğu için seviyorum. Salt insan diyerek bakıyorum… bakmasam hiç tanışamazdık.. Ve sizleri tanımadan ölebilirdim…

Ölmeden herkesi görmek istiyorum görebildiğim kadar çok insanı görmek tanış olmak istiyorum…

Yüzlerine bakıp gözbebeklerinin içine gülümsemek istiyorum

Gülen gözbebeklerime, gülen gözbebekleri ile karşılık versinler istiyorum…

Yaşam benim ya! Dibine kadar tadını çıkartayım diyorum!

Güzel olsun rengarenk olsun. Renklerim insanlar olsun öyle işte tanımadık ama hepsi tanıdık olsun… Ben öldüğümde görmediğim bişi kalmasın diye…

Bugüne dek gözlerim hep açık kaldı… istesem de istemesem de…

Ayakta flnda uyumayı öğrendim… Uyutulmayı da!

Bu nedenle artık başka bakmak istiyorum.

Yaşamı özümsemek öyle güzel ki!!!


Perşembe, Ekim 13, 2011

Gündem!!!!


88 yıl önce Ankara başkent olmuş, Yakın zamanda elmanın yaratıcısı Jops öldü ölürken de BB sistemini bozduğu dedikodusu fena dönüyor (bence BB yasta yani yas tutarken sisteme ara verdiler), Defne Joy’u da kaybettik, Kanserin tedavisi bulundu tıp baya ilerledi hatta klonlamalar devam ediyor, Adrian ile Paracıkoğlunun arasında bişiler var söylentisi çıktı, Nil Hürriyet gazetesinde yazmaya başladı, Avşar pepsi reklamlarına çıkmaya başladı hatun bir içim su olmuş,  Ajda fln halt eder yani! Bu arada Ajda ölmedi tıp ilerledi demiştim sanırım kadını başka birine benzettiler artık “gelin de görün onu bambaşka biri” toplamışlar dağılan sarkan her yerleriniJ Reha muhtar ne yapıyor acaba ? Kenan ONUK’u andım geçenlerde en iyilerdendi.. Erken öldü L Sporda da iyiyiz hani! Ampulde tasarruf kararı almaya çalışıyor bilinçli milletimiz çok gereksiz harcıyormuş yani kötü şeyler oluyormuş.. E elektrik bu J dikkat gerektirir. Sinema dünyası iyi oldu senaryolar çok başarılı artık. Hüngür hüngür ağlıyorum mesela… Mahsun arabeski bıraktı ve diğer arabeskçilere de aynı çağrı yapılıyor… (Azer Bülbül’ü uzaya evrenin keşfine gönderecekler herhal) portakal orda kal diye şarkı yapıldı! Ajdardan bahsetmiyorum bile. Hayvanlarımız koruma altında J Dernekler mikemmel çalışıyor! Bebek taksim Kadıköy Ortaköy gibi semtlerin hayvanlarının keyfine demeyin iyiler yani! E bu derneklerin bakış açıları bu kadar ne yapsınlar!!! Köylü amcamın inekleri hasta olmuş ölüyorlar kimin umrunda… Ama bebekte minik kedi yavrusu görünce orta halli arabalarını durdurup iner o kediye güzel paralar harcarlar.. Yardıma muhtaç ablasııııı!! Peh! Amcamın ineklerininde yardıma ihtiyacı var ama sizin yolunuz belli. Öyle değiştirmezsiniz ki! Görmez duymazsınız…

Somali de açlık oldu oooo yılın felaketi.. yardım programları yapıldı içlerimiz sızladı… bir avuç insan için oralara gidildi onların buraya getirilmesi daha kolay idi oysa… göstermelikti her şey ! biz yardımsever devletiz iyiyiz çok yufka yürekliyiz mesajları verildi dünyaya! Neden? Yakın zamanda bize de böyle yardımlar gelsin diye… E artık bu ülkede TC vatandaşı olmak haksızlıklar görmek demek. Elin Rusları Almanları gelir üç beş kuruşa konut alır sonra bir bakarsın güzelim vatanında dilini konuşan kimse yok! İnanmayan gitsin Antalya/Alanya’da üç beş tur atsın!!!!

Kim kimin ülkesinde kimin kimde ne çıkarı var kim kime saygısızlık yaptı kim kime haksızlık ediyor..? boşverelim öyle isteniyor. Düşünmek yasak arkadaş! Düşünme! Sakın ola!

Bir de Trabzonda blues festivalini kaldırmak isteyen gruplar oluşmuş! Hey yarrraapppim! Ne tuhaf milletiz! Bırakın olsun doymak isteyen gitsin doyursun ruhunu size ne??? Cuma Müslümanları sizi!!!!
Sadece Cuma günleri!!! Ha bir de yıla birkaç kez olan özel günler!!!

Son durumlar böyle kardeş! Özel hayata saygı kalmadı… bunu söylemeyi unutuyordum az kaldı!!! Hayatlara saygısı olmayanı insan yerine koyan ne olsun emi! Küfür edin  bana öyle bir şey yaptığımda!!! 
Gerçekten, acayip ciddiyim!


Salı, Ekim 11, 2011

Süpergirl bizim adımız! (:

Güney son bilmem kaç yılın en büyük yağmur olayı ile karşılaştı yani epey yıl olmuş böyle olmayalı. Bunu yakınlarımızdaki bilge Baba'dan öğrendik. Fırtınanın hızı saatte 80km/sn yaptı ve bu sürekli arttı hattta ve hatta metrekare başına düşen yağmur ise 100kg ulaşmış ve geçmişşşş. E bu kadar bilgiden sonra bana teşekkür edilmeli ve o tatlı gülümsememin görülmesi beklenilmelidir:) (gerçi ben hep gülerim ki :)) çok fazla gülerim:)yani gülümsemem için fazladan çaba göstermeye gerek yok ))


Gelelim o mikemmel güneee! Yağmur yağar seller akar arap kızları camdan bakar sonra ne mi yapar kırtasiyeye gidiyoruz (yarı gerçek yarı bahane) nidaları ile evlerinden çıkarlarrr konuşa konuşa beyin fırtınaları yapa yapa hatta siktir et diye diye yürürken birden kendilerini sahilde denizin karşısındaki banklarda bulurlar:) 


Çatır çatır konular konuşulmaktadır! keşkeler iyi ki ler masaya yatırılmaktadır hatta ne masası resmen denize atılmaktadır... amaaannnn giiiitttt ! giit kardeşim gitttt! istemiyoruz gidiiiin :) hararetli hararetli konuşurken birden böyle çaktırmadan yağmur tekrar başlamasın mııı hemde ne yağmur aman allahım... resmen yazın sıcağında buharlaşan küçülen su birikintileri barajlar göller hepsi bi anda başımızdan aşağı boşaldı ohh ne güzel! koştuk koştuk oo baya koştuk sonra ilk gördüğümüz yere sığınma psikolojisi ile girdik bir yere :D aferim bize düğünün ortasına düştük :) sıçana dönmüş iki eşofmanlı kız :))) tamam güzeliz hoşuz ama uymadık o konsepte :) zaten kara kara adamlar vardı :S bekledık baya bekledık hatta otostop bile düşündük ama yapamadık:) 



Yağmur biraz dindi dedik başladık koşmaya ve tam önümdeki kocaman su birikintisinden yanı sokağın karşısına geçmek için bir atlet edası ile uzun atlayışı gerçekleştirirken cebimdeki sözde akıllı telefon düştü suya. ne akıllısı akılsız işte! baya baya akılsız! baya zahmet edip eğildim ve aldım aslında o an almamayı fln düşündüm sonra amaaan al dedim. gideceği varsa gitsin psikolojisi ile savastıktan sonra dedım ki al şimdilik dursun sonra bakarsın çaresine . aldım cebime koydummm. yağmur yine başladı ama öyle çok değil yani artık sadece buz dolabından yeni çıkmış soğuk içeçeklerin etrafındaki buharlaşan su tanelerinin geri dönüşümü ile uğraştık barajlar göller bitti yani hemde hepsi başımızdan aşagı boşaldı! kaşıya geçicez çimlere bir bastık bataklık olmuş resmen :) ben inatla çizgilere basmadan aynı hizada yürürüm saçmalığı ile uğraşırken MORluHURİye geçti caddenin kenarından yürümeye başladı :D üstümüze sıçrayan yol sularına aldırmadan pis pis pasaklı pasaklı yürüdük baya da berduş göründük hee :) "aman be başlarım yağmura çamura" deyip (tabi içimden kısık sesle) daldım bataklığın içine o zor uğraşlardan sonra çıktık yola..




Baya yorulduk ve efor harcadık enerjimiz fln kalmadı o kadar feci durumdaydık!!! yürü yürü aaa bu arada kırtasiye işimizide hallettik yani vallahi yaptık. yürüdük yürüdük ve hala konuşuyoruz ikimizdede bi çene zaten aman allahım dillere destan maşşşşaaalllah bize, hadi "amin" deyin bakayım (: yanlış olmuş olabilir ama olsun. siz ne derseniz deyin. yürürken genç bir fidancık ama yolumuzu güzelleştiren fidancık eğilmiş rüzgar fırtına ona zarar vermiş yol yatmış duruyordu tam o sırada yaşlı bir süperman geldi ve ağaca yardımcı olmaya çalıştı ama olamadı çünküüü genç süpergirllerin yardımı gerekiyordu :) o kuvvet dolu mükemmel kaslarımız ile yaşlı süperman amcaya yardım ettik tabi sonradan yanımıza gelen gençsüpermanın katkıları ile fidanımız dimdik durdu başını göğe erdirdik yani burnunu da kaldırdık ohhh değmeyın keyfine ! tam gıcırında oldu herşey :) daha sonra başka fırtınalar zarar veremesin diye etrafına kale yaptık resmen.. action lara bakın beeee bunlar bir kaç saat içinde oldu heeee. 




Sonra yürüdük yürüdük evde ne uzakmış dimi? aslında değil biz çok dolu yaşıyoruz hayatı :P anammmm unuttum ki sonrasını. ve hemen süpergirlden yardım istedim o söylediiii benim süperannem var vallahi süper kadın onun eşi benzeri yok yani:) eve gittik sıçan gibiyiz karnımız aç sefil olmuşuz yollarda böyle çok kötü işte anla! herşeyden önce pis olduk pasaklı çamur içindeyiz çoraplarımız fln sulu sulu ıyyyyy çok kötü dimi :()  neyse bizim süpergirl içliköfte çok sever e bende severım ama o kadar böylee abartı değil arada canım çeker. dedik ki "anne karnımız aç bize içli köfte yap" valla hiç tekletmeden üşenmeden gecenın bi vakti yaptı bir de güzel oldu kiii mis missss offf canım çekti lan! öyle kalori fln dinlemeden gümlettik mideye misss missssss yedik yedik daha mutlu olduk :) bir zaten yemek yerken acayip mutlu oluyoruz:) bu nedenle hep yemek yiyoruz. Annemin bu durumla ilgili bir tezi var bilmiyorum ne zaman gerçek olur ya da olur mu ama sizle paylaşayım. böyle giderse silindir gibi olacakmışım şişko olunca da evde kalırmışım e kız kurusu olmak kötü bir şeymiş yani ben kötü şey yapmış bir kız olurmuşum :)

Özetle;

Mutluluğun formülü çok açık arkadaşlar. kuru çoraplar, temiz eller, ıslanmamış kıyafetler, kirlenmemiş saçlar ve sıcacık yemekler:) çok basit değil mi? :) her şeye rağmen yemek yemek mikemmmellll yağmurda yürümekte hatta koşmakta hatta dibine kadar ıslanmakta hatta çat çat lafları söylemekte hatta küfretmekte güzel:) ohhh ettim yaptım hepsini yaptık çok güzel oldu :) tadından yenmedi:) bir sonraki doğal afetimizde tekrarlamak üzere diyorum ve bu defteri kapatıyorum ;)


Pazartesi, Ekim 10, 2011

Konuşmadan anlaş!

Manzara çook güzeldi bugün... Tam müzik dinlemelik, kahve içmelik, efkarlanmalık işte.. hatta iki tek atmalık... O kadar mükemmel yani. Düşünmek güzel, yürümek güzel, yürürken müzik dinlemek güzell, annemin evdeki varlığını bilmek güzel, hava güzel, yağmur güzel, rüzgar güzel, koku güzel, her şey güzel işte... Çünkü güzel bakıyorum güzellll.Avuçlarımı açıyorum gökyüzüne yüzüme su taneleri çarpıyor gözlerimi açamadığım için yumuk yumuk oluyor :) DAMLA'ların hepsini tutmaya çalışıyorum yapamıyorum ellerimde durmuyorlar... ya da ben tutmasını bilmiyorum... E DAMLA bu nasıl tutulsun ele avuca sığarmıymış??? Bir varmış bir yokmuş
Hayal gibi varlık gibi yokluk gibi... En güzeli de yaşamın her anında yerde gökte hatta çoğu zaman "gözbebeğinde"...

Neyse, hayali sevgili! sevgilim:) şimdi sana gelelim. Yıllarımın emeğine, her gün yeni hayaller ekliyorum sana mesela(!) Bendeki güzel odalardan biri kesinlikle senin! Yani korkma çekinme!!! Henüz tanrı ortaya çıkmadı çıkıp "ben burdayım söyle istediğini yapayım" demedi yani hala ütopik bir hayalsin:) sanırım hep öyle kalacaksın...

Mesela bugün yanımda olsaydın yağmurluklarımızı giyip ikimizde mp3lerimizi alıp yanımıza başka hiç bir şey almadan çıksaydık yüürüseydik hiç konuşmadan km'lerce hemde! uzun uzun hemde... Ben Adrian dinleyip sözleri ile boğuşurken ellerini sevgiden biraz daha sıksaydım, daha bi sahiplenir gibi... Sende Ortaçgil dinlesen ve şevkatten yüzüme şirin bir bakış atsan ama ben görmesem öyle müziğin yağmurun ve fırtınanın büyüsünde yanımdaki Sen ile yürüsem... yürüsem... yürüsek... ve hiiiçççç konuşmasak... müziklerimiz ile kendi dünyalarımızda kendi hayatlarımızda birbirimizi yaşasak... farkına varmadan evin yoluna girsek saatler sonra ve eve girdiğimizde sırılsıklamlığımız ile şapşal şapşal bakınsak etrafa hemen kendimizi kurulama telaşına girmeden birbirimizi düşünsek ve önceliklerimiz yüzünden gülsek eğlensek... hasta olalım ! evet evet hasta olmalıyız :) iki şapşal hasta :)) ben çorba yaparım ! miss gibi olur çokta güzel yaparım ama sen benden önce davransan sen yapsan? beni inanılmaz mutlu edip iyi ki ile başlayan cümleleri gözbebeklerimden okusan! Konuşmadan da anlaşabilsek???

Yağmur hızlandı resmen gözgözü görmüyor... Tanrı da yok zaten... Hala bana istediğimi vermedi oysa ki ben iyi bir çocuktum! iyi biri oldum hep!!! çok iyi! gerçekten! ve ben miniciktim bu hayal adamın hayallerini kurmaya başladığımda... belki ilk hayal günümde yağmurlu bir gündü bilemiyorum yani o kadarını hatırlamıyorum...


Neyse yağmurlar güzeldir... yanında sıcacık kahven varsa bir de düşleyeceğin hayal adamın varsa... Adrianı da es geçmemek gerekir! tadına doyulmaz...
Doyamadım
(...)


Bu yazının rengi MOR, içeriği DERİN!!

Kız arkadaş, Tanrı'nın bize vermeyi unuttuğu "Kız KARDEŞ"tir. Benimde var kardeşim. 

Erkek kardeşlerimde var benim birlikte büyümüştük tatlı tatlı. Çok güzel zamanlar geçirmiştik hatta çokta mızıkçılıklarımız olmuştur birbirimize. Güzeldik hepimiz çok tatlı, şeker gibi bal gibi... Farklı bambaşka karakterlerin sentezini yaptık aslında biz... Hatta zıt burçların birlikteliğini. Mesela iki yay çok iyi anlaşır araya başak ve kova girer ortalık farklılaşır. tam olarak öyle olduk biz:) iyi olduk aslında. Şimdi kocaman adam oldular. Her biri ayrı şehirde ayrı okullarda daha da büyük adam olmak için uğraşıyorlar:) peki ben nasıl büyük adam olucam? hadi söyleyin bana???? 

Burçlardan bahsettim madem ben tam bir Yay'ım bu nedenle çoook şekerim çok eğlenceli güleryüüzlü sevecen bişeyim işte al sakla evinde :D aynen öyle bi de yanaklarımda tombişya daha bi tatlı kız gibi görünüyorum :) Yükselen burcum ise Balık :) ahahaah dengeye bakın! biri hareketli diğeri uysal eee ben napıcam ki? aklım karıştı??? 

Tam da bu nokta da beni dengeleyen bir kız kardeşe sahibim ben. Burcu Balık yükseleni Yay!!! Oha !!! denge bu sanırım!!! İlginç ama böyle valla bak böyle :))) neyse gırgırı bırakayım ciddi kız olayım. öhööm öhhöömmm.

O benim eksik kalan yanlarım. daha duygusal daha düşünsel daha daha daha işte dahalarla doldurabildiğim yanlarım. Durgun ve ağır başlı bu hatun öyle her babayiğit yaklaşamaz ona! hem ben kırarım kemiklerini hem de o izin vermez! Aslında accayipte neşelidir yüzü güler ayrık tatlı dişleri çıkar meydana gelde sevme! kereta işteee hınzır kız!! Hem çocuk hem kadın... O'na da bu yakışıyor ki... Kelimelerin cümlelerin yerleri başkadır onda hatta onun dünyası vardır kendi anlamları ördüğü elbiseleri giyer üstüne uyumuda mükemmel olur tepeden tırnağa... Derin'dir... DERİN kelimesi O'nda bambaşka bir yerdedir aslında kendisidir.. Her insan kendini tek cümle ile betimleyemez ben bile yapamam yani ama O yapmış. Cuk diye oturmuş mikemmel olmuş be!!! 

Gözlükleri var O'na çalışkan kız imajını veren:) Ve ciddi hava katan. Valla böyle şimdi bana bakan zıpır der ona bakan hatun der:) aradaki fark DERİN değil mi?:) 

Bir gün bende büyük adam olucam söz! gerçekteeennn olucammm:)) Tabi bunu yaparken büyüdükten sonraki adam olma aşamasında özümü değiştirmicem. Yapamam, YASAK!!! O kadar hayali boşuna mı kurdum ben??? 70 Yaşıma kadar olan sürecin planı yapıldı sonrasını spontan yaşayacağım :) Türkan Şoray kurallarım vardır benim! Dediysem yaparım! o kadar:) 

Mesela yakın zamanda woswos alıp Bursa'ya götüreceğizzz benim ki kırmızı üstü açık olacak onunki tabikisi mor:))) Sonrasını anlatmam :) anlatıcam sandınız ben bilirim:)) ama anlatmammm:))) rota kesinlikle gizli:))) ama belki istanbul'a gidip martıları görüp geliriz kız kulesini fln :)) amaç sadece martıları görmek! zaten İstanbul denildiğinde akla başka bir şey gelmiyor! bir de PİSLİK geliyor... İnsanların Çakallıkları şerefsizlikleri geliyor eee it çakal dolu napcaksın... en iyisi biz güney ege akdenizde kalalım yukarılara çıkmayalım:)  temiz insanlarla tanışıp kendimizi hiiiç kirletmeyelim...

Sadece yaşayalım, nefes alarak... havayı soluyarak... içimize çekerek... huzuru hissederek!!!

Adem'lerin fikri ne ise zikride odur! ;)


Benim “Kamyoncu Ruh” yazıma karşılık bir arkadaşım erkek bakış açısı ile konuyu değerlendirmiş ve “kamyoncular vs sindyciler” başlıklı bir yazı yazmış.  Bende biraz bu yazıdan bahsedip irdelemeye çalışacağım.

Yazımdaki kamyoncu ruh sembolik bir kavram idi yani bu kamyoncu yerine polisler ya da doktorlar da olabilirdi ya da başka bir şey. Orada bahsedilen şey ise erkeklerin kızlara küçük yaşlardan itibaren cinsel dürtüler ile yaklaşmalarından doğan sıkıntı idi. Yolda karşıya geçmeye çalışan gayet normal giyinimli hatta liseli kız kardeşlerimizin ve hatta zamanında bizim uğradığımız günlük göz tacizlerinden bahsettim bu tacizler daha da ileri gidip laf atmalara kadar gidebiliyor yıllardır. 
Yani rahatsızız arkadaş! Yıllardır değişmedi bu durum!


Hem hiç tecavüze uğramış bir erkek duydunuz mu???


Olmaz ki! Kadınlar kızlar zorla birlikte olmak istemezler ki!!!


Birde darp ile kaçırarak ya da türlü yollarla tecavüz etmezler ki!!! Edemezler!!!


O kadar adileşemezler…


Şimdi bu konunun savunulacak yanı yok bu nedenle kabul edilsin bu hayvanlık ve (maalesef!) erkek özelliği olarak kalsın..


Neyse bir başka konu da erkek bakar! Bakar işte erkek hormonları var… içine edilsin o hormonların bakılmasın arkadaş! Gözüne sahip çıksın! Mini etek giyilsin ama bakılmasın! Kimse zorlamıyor… bir de bunu sevgilileriniz kollarınızda iken yaparsınız, biz görürüz yıllarca sonra da “hadiii kızlar erkeklere güvenmece oynayalım:)” oynayalım kız kardeşlerim, becerebilirsek…


Zaten bir yerden sonra ilişkilerde çatlak vermeye başlıyor… hadi güvenebilen güvensin!!!


Güvenemeyenlerde hayallerinde bir sevgili yaratıp ona aşık olsun! Ohhhh missss!!! Immmmm ne güzel dimi? Çok daha gerçek??


Moda’nın hastalık olduğundan bahsedilmiş… evet abartısı konusunda kesinlikle katılıyorum ancak zaman geçerken dünya değişiyor bununla beraber kullanım araçları teknoloji kısaca ihtiyaç karşılamak için sektörler artış gösteriyor. Moda da sadece kıyafette olmuyor en basiti kullanılan cep telefonları… ilk çıkanlar kocamandı antenleri vardı ev telefonları gibiydi eee neden onu kullanmıyorsunuz? Çünkü modası geçti yenisi daha kullanışlı hem daha güzel.. tamam onu geçtim kamerasız telefon kalmadı. Hadi onuda geçtim artık akıllı olmazsa telefon almaz olduk? Neden? Hı?? Çünkü moda bu! Herkes böyle! İletişim böyle artık! İnternet olmazsa olmaz!! Eee güne ayak uydurmayalım diye dumanla mı haberleşelim?  Hııı???


Sıra geldi kızların çıtayı düşürmelerine zengin koca avcılıklarına… Off siz erkekler her kız zengin koca için ölüyormuş gibi davranmazsanız olmaz değil mi?!? Bu jigololuk yapan erkeklerden farklı değil tabiî ki böyle kızlar var aynen hayatta fahişelerin varlığı ile transeksüellerin varlığının bilinmesi gibi.. Yani anlatmaya çalıştığım bu durum iki tarafta da var hatta artık erkeklerde çok daha fazla… Kabul etmek gerekir böyle…


Velhasılkelam zordur Türkiye’de kadın olmak… Çok zordur… Çünkü Türk erkeği doyumsuzdur e bir de kıymet bilmezdir… Vallahi böyle! Katıksız böyle! Yorum katmıyorum cidden böyle…  Ne yapalım güven oyununda başarısız olmamız bizim suçumuz mu? Bu durumu sadece oyun içinde yaşamak bizim suçumuz mu???


Sonuç olarak Hindistana gidip kendimi dine vermeyi düşünüyorum bir süre kapatayım orda kendimi iyi gelir! Bu buhranlarda biter… çoook iyi gelirJ belki orada kadın olmak daha kolaydır(…)zaten demedim mi
“Türkiye’de kadın olmak zor diye!”
 

 Zor arkadaş!   
Zor.  
 Çok zor!!
(...)


Pazar, Ekim 09, 2011

"Şeffaf İnci"

Her şey gökyüzündeki beyaz kartoplarının çarpışması ile başlar. Onlar çarpışırlar ve su taneleri iner gökyüzünden mükemmel bir düzen ve mükemmel bir sistem içinde. Bir süre sonra su birikintileri olur hatta çok daha büyük su topluluklarının daha da büyümesine neden olur o ufacık su taneleri… İzlerim çok severim tüm algılarımı kapatır sadece ona odaklanıp izlerim ufacık su DAMLA’larının bu irili ufaklı su birikintilerinde yarattığı etkiyi. Halkalar oluşur büyür gider, sağnak yağdı ise yağmur bu halkalar birbirine karışır… belki de o kadar da ufak değildir bu DAMLA’lar…  Baksanıza yere göğe sığamıyorlar :)

Pazartesi, Ekim 03, 2011

Kamyoncu ruh

Hormonlar, ilginç bir sistemi olan nerde nasıl çalışacağını bilmeyen gelişimini saçma bir çizelgede sürdüren ve en önemlisi beyin ile ilişki kurmaktan sakınan çirkin olaylar zincirinin ana karakteridir.!!

Çok sinirliyim doldum valla biriktire biriktire! Artık kusmam gerekiyor yoksa beynimi çürütür sonra çürük beyinli kız derler bana.

Neyse biz kızlar çocukluk döneminde evcilik fln oynarız yalandan yemekler yaparız sonrada herkesin hmmmm ayyy çok güzel olmuş ıh ıh ıhhh sesleri ile yemelerini bekleriz fln. Annemiz bir şey derse öyle ya da böyle yapmak zorundayızdır yani  şımarıklıkta bir yere kadar.  Baba denilince o ilk “AŞK”tır. Beklide tek aşk olarak kalır hayat boyu.. çünkü hep karşılaştırırz ve o mukemmeliğe sahip birini bulamayız. Neyse yine çok saptım konudan…
Ne diyordum:? Sonra biraz daha büyür okula gideriz okulda da kız arkadaşlar erkek arkadaşlar ediniriz hatta dedikodu yapmayı fln öğreniriz ve yine öğretmenimizi dinleriz. Sonra regl olur evet genç kız olmaya başlarız… hmm! Çokta utanırız hatta kimse bilmesin isteriz utanırız işte…  baknz: utanmak! Mükemmel bir duygu. Hemen birkaç yıl sonra liseye başlarız bir anda her şey değişir gibi görünür hani büyüdük ya koca kız olduk serildik serpildik hatta çokta güzel olduk! Makyajlar ufaktan yapılmaya başlanır kıyafetler özenle seçilir. Sevgililer de olur arada… hatta “ilk sevgilim ile evlenmeliyim” zırvalığına kapılır çoğu kız bu nedenle ilk aşk sakıncalıdır. Çok sakıncalı ama!!!

Tamamdır buraya kadar problem yok kız çocuğumuz gelişimini duygu yoğunlukları ile tamamladı tek problem anne ile olan çatışmalar olarak kaldı… Çünkü bir eve iki kadın çoook fazla. Bir mutfakta aynı yemeği kendi yöntemleri ile aynı anda aynı tencerede yapmaya çalışan iki kadın gibi işte. Bunun türevlerini yazmak ile uğraşmayacağım siz düşünün! Düşünmek dedimde… Hala düşünemeyen düşünmekten yorulabilen insanlar var… haydi çocuklar üzülelim bu insanlar için! Yazık!!!!

Şimdide erkek çocuğuna gelelim. En baştan şımartılır böyle büyür “benim oğlummm” , “erkek adamın erkek oğlu olur”,”benim oğlum çok yakışıklı çoookkk can yakacakkkkk”, “aslan oğlum benim be” bknz:hepsinde bir özgüven aşılaması var “sen kızlardan üstünsün can yak oğlum bu senin hakkın, erkek adam olacaksın bu büyük bir lütuf!” Pehhhhh içine edeyim böyle lütfun.  Neyse oğlan bebekken şımartılmaya başlar oyunları bile savaş içeriklidir yemek yapmaz kamyon sürer! Oha lan bu adamlardaki kamyoncu ruhun nerden çıktığını buldumJ pissss kamyoncular siziJ evcilik oynamaz oynasa da baba olur eşi ile fingirdemeye çalışır! Ya da abi fln olur yine emirler yağdırır… okul yaşı gelir oğlanın okula gider ne mi olur hayta! Şımarık! Kızların eteklerini açan tipler olup çıkarlar… Sevgili olmak bir kız ile duygusal yakınlık kurmak için delirirler yüzlerine gülümseyen en güzel kızı seçip “rezervedir oğlum” damgasını yapıştırırlar küçücükken yaparlar bunu!! Rezerveymiş haayyyy……….

Ortaokula gelince pornografi ile tanışırlar ve bu onlar için çirkin duyguların başlamasının startıdır. Hatta bu dişiler için en kötü gelişmedir… Erkeklerin onlara “et” gözüyle bakmalarını sağlayan iğrenç olaydır. Bunları izlerler sonra hayaller fln kurarlar -bakın çok çirkinler…- Duygusallık yok tamamen hayvani içgüdüler… Bu OĞLANlar liseye başlarlar ve aç bir kurt gibi hayallerini gerçekleştirebilecek kızı ararlar  tabi kızımız gayet duygusaldır o benim evleneceğim adam modunda bakar olaya…

Sonra bu OĞLANlar büyürler kocaman adam olurlar hatta 60-70 olurlar çok sevdiği arabasında giderken lise çıkışına denk gelirler ya da otobüs durağında ya da her hangi bir yerde yürüyen “et”ler görürler!!! Hayvan gibi bakarlar!!! Gözlerinden okunur bildiğin alt yazı fln geçer fantezilerini anlarsın… Şerefsiz der puşttt der geçemezsin miden bulanır. Uzaklaşırsın güvenemezsin hep bir bocalama yaşarsın…  Psıkolojin feci bozulur… Ömrünce düzeltmeye çalışırsın… Bu kamyoncu ruhlu adamlara güvenmek istersin bi de!!!!

Erkekler hayatlarını sex, cinsellik odaklı yaşarlar… Araştırmalar bile bunu diyor! Çok çirkinler, duygu arka planda hatta o kadar arkada ki unutulmuş resmen… Özetle erkekler gerçekten güvenilmez çirkin varlıklar… Hadi güven o amcaların bakışlarını gör gençlerin salak saçma kurlarını gör görde güven!!!
Erkeklerin bu salaklıklarına yazacak o kadar çok cümlem var ki!!! Böyle güzel güzel küfürler etmek fln istiyorum… Puştttt!!!

Neyseeeee kedili köpekli bir teyze olarak yaşlanmak gerek! Yaparım! Ohhhhh missss gibi de olur!

Yazının ana fikri: OĞLANlar kamyonlar ile oynamasınlar!!!

Biraz Duygu..

Yine savaş çıktı, sesler kulaklarımı patlatıyor… sessizlikler sinirlerimin YAYlarını geriyor her an sağa sola oklar fırlayabilir… olaylar ilgimi çeker benim, duygular değil. Hatta önemsemem arka plana atarım, ıstemeden yaparım bide… böyle söyleyince ruhsuz gibi görünsemde öyle değilim işte! Çok duygusalım!!!  duygusallık demişken önemli bir konuya parmak basmam gerekiyor sanıurım.. oooo zamanı gelmişte geçiyor bile! anlatmadan bu kadar durmamda şaşırtıcı dimi?:) hıı? neyse... başlayım, bence; duygular konusunda herseyı kararında olmalı, yani ölçmeden tartmadan öyle gelişi güzel yaşanmamalı

""""""ne çok kadın olunmalı ne de çok erkek..""""" 

yani anlatmaya çalıştığım roller yeri gelince değişilmeli, savaşmadan… mesela şefkat olmalı sevgiden çok saygı olmalı aşk olmasın ama iyi niyet kaplasın ilişkileri kısaca olmalı olmalı olmalı… peki nedir bu olması gerekirken olmayan şey??? Bir olmak diye biir şey var bu eşit olmak ile karıştırılmamalı denklikte değil hayatları birleştirmekte değil.. sadece bir olmak.. üst üste konulduğunda ucundan kıyısından taşmamak… birebir gelmeden farklılıklar ile bütünü oluşturabilmek… karşıdan bakıldığında farklılıklar bilinmesine rağmen o farklılıkların muhteşem birliğine gıpta ile bakıp bunun tadını dibine kadar çıkarmak… yani mesele doğru insan doğru yer palavrası değil… mesele kendine olan özgüvende biter yeğeeennnnn! Sen kendine güvenirsen karşıdakinin hayatının içine etmene gerek kalmaz… rahatça huzurla yaşanılır birlik oluşur bir olunur… iki bedenin birbirini tamamla işlemi gerçekleşir… duygusalım dedim ama dimi!!! Çok duygusalım! Feci duygusalım… 

Kötü diyetin kokusunu km’ler ötesinden alabilirim hatta örnek veriyorum hatta tamamen atıyorum A şehri ile B şehrinden örnek vereyim…  mesela A şehri Antalya B şehri İstanbul olsa bile 700 bilmem kaç km öteden alırım bu kokuyu ben! Duygularımda hiç sekmedim arkadaş! Yine haklıyım yine! Hep haklıyım! Keşke hep haklı olmasaydım… Sadece duygular olabilseydi hesaplamadan düşünmeden savaşmadan… huzurla… neyseki benim cebimde taşıdığım yıllardır hatta çocukluğumdan beri sahip olduğum hayal adamım var… O’nunla mutlu olmak huzurlu olmak inanılmaz güzel… 

MFÖ amcamız der ki ; 

“Duygu, biraz duygu… bütün isteğim buydu…”

Cumartesi, Ekim 01, 2011

Aşk'sın sen CAVİT Amca...

Uzundur aklımda vardı bunu yazmak ve ben anca fırsat buldum :) ben duysam accayip ütopik gelir hatta kehkeh diye güler geçerdim sinsice:) o an gülümserdim çaktırmamak için ama aynı zamanda içimden de gülerdim:) inanmaazdım yani:) bu benim şirinlere inanmam gibi hatta tanrının bulutların üstünde yaşadığını söylemem gibi olurdu :) en iyi ihtimalle böyle olurdu yani ütopik birşey gözü ile bakar geçerdim :))) neyse çok uzatmadan konumuza gireyim o yakışıklı adamı anlatmaya başlayım ...

MORluHURİye ile gezintiye çıkmıştık akşam için planlar yapılmıştı ama biz yinede eşşeği sağlam kazığa bağlıcaz ya illa erkenden çıktık ewden sonra ışıklarda her zaman yaptıklarımızı yapmaya başladık gezindik bakındık yemek fln yedik neyseee tramvay beklıyoruz o sırada burgerkingin cadde kenarına koyduğu masalar vardı ona oturduk. uzun boylu esmer tabi caizse çakı gibi biri geldi sandalyeyi caddenın tam kenarına çekti ve yola bakarak oturmaya başladı.. arada arkasını donup bişeyler anlatıyordu "gelin" "sırtıma vurdular" "oynadı" bunun gibi düğünü çağrıştıran kelimeleri yarım yırtık söyler gibi oluyordu önce anlamadık bön bön baktık arkideşim ile sonra yan tarafta oturan oranın müdavimiyim ben havasını yaaratan kadına sordum ben:) hiç dururmuyum meraklıyım konusmayıda seviyorumya :))) kadın anlatmaya başladı... meğersem bu adam her sabah erkenden uyanır traşını olur ak pak giyinir damat gibi beklermiş tüm gün gelinini... çakı gibi adam diye boşuna demedim... bu sırada kıyafetlerını fln oranın esnafı veriyormus son kalan takım elbiseleri ayakkabıları hatta adını giderken öğrendiğim CAVİT amcayı iş adamları fln ziyaret edip kıyafetler veriyorlarmış... biz bunları konusurken hatta antalya spor eski başkanı olan kısa boylu adam geldı cavitle konusmaya :) herkes çok seviyor... e kim sevmezki böyle bi aşığı... her gün filinta gibi giyinip kurduğu hayaller ile yaşamak.. bu kolay kolay kımsenın harcı olamaz ;) öyle onun hikayesini dinlerken gözlerim fln doldu bi tuhaf oldu içim... ütopikte gelmedi... konusmasını kendini hayatını bi aşk uğruna kaybetmiş adam kimbilir neler yaşadı.. ben bu filinta gibi adama hayran oldum... 
 CAVİT amca... sen aşk'ın yaşayan nadir örneklerinden birisin...
cavit amcaya benzeyen ama hikayesi bambaşka biiri daha var... YAŞAR amca. bu amcamızda edebiyat öğretmenidir ve bi gün kızını ve eşini evinin yanması sonucu kaybeder hatta evinin yanmasına son anda yetişir gözleri ile görür sonra bu duruma dayanamaz ve herşeyden herkesten soyutlar kendini... şimdi ankara anıttepe lisesinin arka tarafında askeri lojmanların arasında dışarıda yatıyor oranın esnafı yaşayan insanları kısaca herkes yaşar amcayı çokta güzel sahipleniyor... yaşar amcayı lise boyunca hep görürdüm hatta küçükken öğrenmiştim hikayesini.. kuzenlerin fln türkçe sorularını bazen sorduklarını hatırlıyorum. ayrıca bigun sınıfta konusu açıldığında anlatmıştım edebiyat hocamız yine her zaman yaptığını yapmış inanmamış bi de anlattıklarımı küçümsemişti sonra olayın öyle olduğunu öğrendi ve bu konuda bi yorum yapamadı oh olsun ona! hiç sevmezdim! :)
neyse bu yazıya anılarımdan birine katıp çokta şirin yaptım :) özetle...


bunları yazarkende aklımı kurcalayan özdemir ashaf dizeleri var...
Ne zaman imkansızı seversen..İşte o zaman gerçek seversin..! *Özdemir Asaf*