Pazartesi, Kasım 21, 2011

Anılarım...

Bu hümanist görüntümün altında hayvanları daha çok seven şirin bir yüreğe sahibim. Cinsi ırkı ne olursa olsun onlara olan sevgim daha yoğun oldu hep. İçten sevdim, candan yaklaştım. En korkutucu görünüşe sahip olanlara bile sevgi ile bakabildim. Karşımda kocaman kaplan ve aslanları gördüğümde aramızdaki mesafeyi arttırsam da sevdim onları. Uzaktan uzaktan agugu bile yaptım. Fark etselerdi eminim onlarda beni severlerdi. Ama uzaktık işte. Korkumdan değildi yanlış anlaşılmasın. Saygımdan idi… 


Onların hislerinin inanılmaz kuvvetli olduğunu düşündüm hep. Hatta küçükken düşüncelerimizi okuduklarını düşündüğümden kötü bir şey düşünmekten vazgeçmiştim. Bu nedenle sevmek alışkanlık halini almış olabilir. 

Ulaşılabilirliği ve iletişimin kolaylığı nedeniyle kedi ve köpekler hayatımızın içinde olmuştur. Evlerimizde bahçelerimizde orda burada her yerde onlarla karşılaşmışızdır. Belki de bu yüzden onlarla iyi anlaştım, yakın arkadaşlıklar kurdum. Arkadaşlarım gibi oldu onlar hep. Görünce eğilip onları sevmek onların bakışlarındaki sıcaklığı görmek bir başka doyurdu ruhumu. 

Gelelim anıcıklarıma...

İlk hayvanlarım üç tane civciv idi. Çıtır Pıtır Kıtır koymuşum isimlerini. Onlarla çok şeker anılarım geçmiş. Anneleriymişim gibi davranmışım hep. Gün geçtikçe civcivler büyüdükçe büyümüşler. Ve sonunda babamın “onlar gezintiye çıktılar gelecekler”. Sözünden sonra bir daha göremedim. Beni kandırmışlar. Anlatmıyorlar ama sanırım civcivlerimi onlar yediler. Tabi tavuk olmuşlardı ama ne fark eder! Üzülüyorum hala üç kızıma…


Sonrasında babam bir gün koyun getirdi keçi de olabilir bilmiyorum işte. Bana arkadaş getirdi sandım ve sitenin arkasında yer hazırladığımız arkadaşım için evden hep yemek çalıyor sabahları erkenden kalkıp yanına gidiyordum. Onunla oynamayı daha çok sevmiştim. Akşamları zor giriyordum evde anneme sürekli ondan bahsediyordum fln. Neyse kurban bayramı geldi ve o öldü… Ben babamı yanlış anlamışım bana arkadaş getirmemiş. Dini amaç için misafirimiz olacakmış… O günden beri koyun kuzu eti yemem… Hala aklımda boncuk boncuk bakan gözleri… kıvır kıvır tüyleri…

Daha sonrasında yani bu kadar hüsrandan sonra hayvanları dışarıdan uzaktan sevmeye devam ettim. Ta ki doğum günümde bana gelen minik muhabbet kuşuna kadar… Adını da koyup getirmişlerdi. “Boncuk” sarı tüyleri vardı. Çok güzel minicik gagası vardı böyle çok şirindi… Ufacık kara gözleri vardı… Geçmiş zamanlı anlatımımdan sonunu tahmin etmişsinizdir aslında. Boncuk’un kanatlarında problem vardı sanırım hiç uçamadı ve kafeste de yaşatmadık onu. Hep dışarıdaydı… Baya alışmıştım varlığına… Bir gün dışarıda arkadaşlarımla oyun oynarken annem çağırdı beni eve. Her zaman olanlardan sanıp söylene söylene gitmiştim. Babam koltukta oturmuş yüzünü eğmiş üzgün görünüyordu… Bişey olduğunu eve girdiğimde hissettim esasında. Sonra noldu derken Annem durumu anlattı. Babamın gözleri çok az görüyor. Boncuğu görmemiş… Yerde olduğunu fark etmemiş… Bastığında hissetmiş… Ama geç olmuş hissettiğinde… Ben duyunca babama çok kızdım ağladım günlerce… Bahçeye gömdük onu… Her gün gidip su dökerdim üstüne… Ne bileyim çiçek olmadığını… Sanırım su dökülmesi gerektiğini düşündüm… 


Bu sırada bi kaç hafta babama küstüm. Aynı masaya oturup yemek bile yemedim hatta…

Sonra küçük bir fanus ile balıklar alındı… Lepisteslerdi çok şirindiler ama ben oldum olası balıkları sadece rakı masasında sevdim… Balık sevgisi ayrı bir şey sevenlere sayanlara saygılarımla… Annem, canım annem… Ufacık balıklara atmışta atmış yemi… Sonrası malum… Sabah kalktığımda balıklar suyun içinde değil üstünde duruyorlardı…





Bu kadar hezimetten sonra uzaktan sevmeye devam ettim…

Uzaktan sevmek gerekiyormuş üzülmemek için…

Sonrasında bir Saki’m oldu. Ben istedim… Kardeşlerinin arasından ben aldım. Çünkü hepsinin başka aileleri olacaktı…

En yaramazını seçtim. Ufacıktı avcuma sığıyordu hatta abartmıyorum cebime bile koymuştum. O kadar minikti… miniminnacıktı… oyyy hatırlayınca duygulandım… Bebekliğinde ele avuca sığmaz çok yaramazdı kendini sevdirmekten nefret ederdi. Öyle kedi mi olurmuş hiç demeyin. Olur. Oluyormuş. Sonra bi anda büyüyüverdi… Kendini sevdirmeyen yaramazımız yanımdan peşimden ayrılmaz oldu… Sürekli arkamdan yürüyor yanımda uyuyor ben evde yokken yatağımdan çıkmıyor. İlginç ve çok güzel bir bağ oluştu aramızda… üzgünsem kucağıma alıp ona sarılmak koklamak mutlu olmama yetiyor… Mütiş bir terapi yöntemi… Annelik duygularımı tam anlamıyla ortaya çıkaran bir evlada sahip oldum…





Geceleri onunla uyumak öyle huzurlu ki bunu tarif etmem mümkün değil. Son zamanlarda hastalandı… Kusmaya başladı… İlk gördüğümde çok korktum herkesi ayaklandırdım sonunda doğal bir durum olduğunu öğrendim. Bu gece yine geçti kenara halıdan uzaklaştı… duvarın köşesine gitti arkasını döndü ve kustu… Sonra sürekli yanımda olan Saki utandı ve yanıma gelemedi diğer köşeye gitti önüne bakmaya başladı. Epey kaldı orda öyle sonra gittim onu sevdim kucağıma aldım ve mırr mırrr demeye başladı… Canım oğlum… Utanırmışşşş tatlıymışşş. Yesin onu annesi! Ölsün annesi ona…


Hiç yorum yok: