Pazar, Ocak 15, 2012

Papatya...





Deniz bile hırçındı bugün…
Dalgalarını hiç bu denli sertleştirmemişti
Rüzgarı hiç bu denli hoyrat kullanmamıştı
Neye kızmıştı ? kim bilir…
Yüzüme çarpan su tanelerini 
Uçuşan saçlarımı
Geceden kalma öfke dolu gözlerimi
Dünümü, bugünümü belki de yarınlarımı
Düşünmemin vaktinin geldiğini hissediyordum…
Avuçlarımdaki sarı papatya…
Sen ne kadar zarifsin öyle???
Yaprakların bir parça zedelense de 
Zarafetinden hiçbir şey kaybetmemişsin
Küçük bir kız çocuğu edasında 
Oracıkta duruyorsun 
Kendi oyununda başkalarına verdiğin rollerin ve repliklerin bitmesini bekler gibisin
Hayrola minik kız yoruldun mu yoksa ???
Hemen ufff pufff seslerini duymaya başladım bile
Yolun başındasın henüz haberin yok =)
Mutsuzluk, karamsarlık, hüzün…
Bu elbiseler sana çok büyük 
Üstünde güzel durmuyor hem yakışmıyor da
Sen ki renginle diğer çiçekleri büyüleyen
Evrene ayrı bir güzellik katan 
Yaşamı kısa olsa da
Bu sürece birçok şeyi sığdıran 
Narin, yaramaz, şımarık, ama bir o kadar da ulaşılması zor kızsın…
Evet bu sensin!!!
Hadi kalk silkelen farkına var
Uzak tut istemediklerini
Ya da bırak gelsin beklettiklerini yaşa ve gör!!!
Unutma sen TANRIÇA’sın… 

9 Mart 2010 Salı

2 yorum:

aRda butlan dedi ki...

şiirde diyor ya, "evet bu sensin".. işte o noktada sen ve sana ait değerler devreye giriyor. bunlardan bir tanesi de "etik", mesela;

aristo'nun gereçelendirmesini okumadım ama, etik ile ahlak arasında şöyle bir fark olduğunu biliyorum; pratik anlamda ahlak, bize dikte edilenler, kimi iyi kimi kötü..etik ise ahlak felsefesi, yani yazılı olmayan kural/kaidelerden kendimiz için biçtiğimiz kadarı yahut ekstradan kendimize getirdiğimiz kurallar. vicdanımızın ta kendisi, düşünerek-sorgulayarak bulduğumuz doğrular, olması gerekenler. bence arasında pek de ince bir çizgi yok. gayet kesif bir ayrım içermekte. etik içimizde, yani yürekte ;)

uykumgeldiyine dedi ki...

Kant efendi der ki; "İki şey var ki, ruhumu hep yeni, hep artan bir hayranlık ve müthiş bir saygıyla dolduruyor: Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve vicdanımdaki ahlak yasası."

Tam da bu noktada duygu ve düşüncelerin davranışa yansıma şekli önem kazanıyor. Aynı gökyüzüne bakan insanlarız ancak hepimiz gerçekten aynılığa sahip miyiz? Aynı yere bakarken farklı şeyler düşünüp farklılığı kendi içinde aynılaştırmadan yaşamak müthiş bir düzen olmalı. Bu farklılıkların neticesinde ahlak ve etik kavramlarının ortaya çıkmış olmasını da es geçmemek gerekir.

Ahlak, toplumsal yargılar, değerler ve kişinin vicdanı ile ilgilenir. Etik ise iyi-kötü ayrımını inceler. ‘Pusula’yı örnek verebilirim. Pusula doğru yolu göstermez, doğru yolun nasıl belirleneceğini gösterir. Etik bizim pusulamızdır. Doğru olana ulaşmamızda bize yardımcı olacak en güzel unsurdur.

Ve son olarak Kant'a ve sana saygılar, teşekkürler..