Pazartesi, Aralık 31, 2012

yine aynı yerdeyim.. noel baba bu yazım senin için.

tam geçen yıl...
aynı yerdeydim. ama o zaman güneş daha sıcak hava daha güzel kokuyordu... deniz göz alıcıydı, kumsaldaki kumlar sevgililerin isimleri ile dolmuştu. dalgalar birini siliyor aşıklar yenilerini yazıyor...
yediğim yemeklerden, soluduğum havadan zevk alıyordum.
bu yüzden her şey daha tatlı geliyordu,  tatlı hissettiriyordu.
geçen yıl dileklerimi sıralayan bir kızdım.
birine aşık olmuş, onun şapşal gülümsemesiyle etrafa bakınan gözlükleri olan bir kızdım.
şimdi!
yine aynı yerdeyim.
güneşin sıcaklığını şu yazıyı yazana kadar fark etmediğimi anladım.
havanın kokusu kaldığım odaya sinmiş sigara kokusundan ibaret.
deniz...
kumsaldaki kumlarda kimsenin adı yazmıyor. hatta bomboş.
yediğim yemekler, soluduğum hava mutluluk vermiyor.
sıralayacak dileklerim de kalmamış. bitmiş. tükenmiş. tüketmiş..
yine aynı yerdeym.
bu yeni yıl umarım hiçbir şeyi ile 2012'ye benzemez.
hatırlatmaz.
2012 gibi keşke'ler dedirtmez.
2014'e başka bir şehirde girmek dileğimle.. noel baba bu yazım senin için... (lütf..)

Çarşamba, Aralık 26, 2012

Bombokluğun 932746236235rsdgkahdk.. şekli


Derinden bir offff çektikten sonra…

Güzel cümlelerin, etkileyen kitapların, olgun insanların geçmişine baktığımızda sağlam bir acının olduğunu görürüz. Yazan kişi erkek ise kendine bile söylemez kadının fahişe ruhunu! Ya da yazan kişi kadın ise onun piçliklerini kendine bile anlatamaz. Süslü püslü cümlelerle acısının kaynağını yumuşatacağını düşünür, düşündükçe kibarlaşır cümleler. Oysa ki ne güzeldir şerefsizlik yapanın arkasından küfür etmek… ama olmaz işte illa iyi göstereceğiz önce kendimize sonra anlattıklarımıza…

En derin yaralarından, sözlerinden yaptıklarından bahsetmeyiz. “”Ben böyle yaptığım için o böyle tepki verdi sonra kırıldık yapamadık bitti.”” Ne kadar güzel görünüyor dimi bu cümle? Hadi ama halledilir zamana bırakın falan filan öğütleri geliyor ardından. Ama öyle değil ablacım ağabeycim bir bekleyin yorum yapmayın hatta sormayın meraklı komşularım . bizleri kedi köpeklerle arkadaşlık yapmak zorunda bırakmayın. Onlara anlat dur en fazla mırmır ya da havhav…  

Evlilikler daha beter… Görüyorum, hatta evli birilerini görünce yapışıyorum sorularımla yakalarına. Aynı sorularıma aynı cevaplarımı alıyor olmam durumun gerçekliğini gösteriyor ama ben inatla bu durumda ironi var diye yırtıyorum kendimi.  Zamanla birbirini sevmeyen insanlara, birliktelikten keyif almayan ev arkadaşlıklarına dönüşüyor bu durum. Bombokluğun 932746236235rsdgkahdk.. şekli diye buna diyoruz. Cehennem denilen yer ateş ve odunlardan hatta kıl kadar ince köprülerden oluşmuyor sadece. Yaşarken de kendimize bu saçmalığı yapıyor, keyifle geçirebileceğimiz dakikaları cehenneme çeviriyoruz.

Yani bu işler iki ucu boklu değnek. Olması da sorun olmaması da. Hayata ne kadar çok kişiyi alırsak o kadar kirletmiş gibi oluruz. Gerçi erkekler bunun tam tersini düşünür. Her kadın başka bir hayattır zırvalıkları. Zırvalık işte. Hepsinde benzer yaşanmışlıklar benzer sorunlar benzer hatta aynı cümleler.


Derinden bir ohhh be! Diyebilmek ve diyebilmeniz dileğimle…

Çarşamba, Aralık 19, 2012

20'li yaşlar part1



Saçlarımı iki taraftan toplar çıkardım sokağa makyaj yapmayı sevmezdim belki belli belirsiz sürülen göz kalemleri olurdu yüzümde. Yarını pek düşünmeden yaşardım. Karşı cinsime ikili ilişkilerde pek değer vermezdim. Aslında gereğinden fazla önemser, bu durumu hissettirirdim ama kendimden çok sevmezdim sevemezdim. Olur ya da olmaz bu kadar basit idi. Pat diye girer hayatlarına pat diye çıkardım. Çok deneyimim olmasa da böyleydi… Şımarıklığım pohpoh perilerinin fazlalığından geliyordu, özgüvenimde. Hiç sigara içmemiş hiç kötü insanları hayatıma yaklaştırmamıştım. Huzurluydu tatlıydı her şey... Sonra doğduğum büyüdüğüm şehrimden uzaklaştım. Yıllardır evim dediğim eve yılda bir belki iki kez gittiğimden kendimi misafir gibi hissetmeye başladım. Yeni şehirlerle tanıştım, yeni insanlar. Çok fazla insan gözlemledim onların hayatlarını gözlemlerken kendi hayatımdan soyutladım kendimi. Ayna ile aramız açılmış fark edene kadar 3 yıl gecikmişim. Bile bile lades demeyi öğrenirken beylik laflarımı cebime koymaya başlamışım. Bir ileri iki geri duyguların içine düştüm. Kendi kendime ördüğüm bol tabulu duvarlara toslayıp durdum. Eskiden geçtiğim yollardan geçtim eskiden dinlediğim şarkılarımla. Ama olmadı. Dolaştığım sokaklar gezdiğim gördüğüm alıştığım yerler gibi değildi. Müzik listemi değiştirmeyi denedim. Bu seferde önceden sözlerini bilmediğim ezberleyemediğim sadece melodilerine odaklandığım şarkıların sözlerine takıldım kaldım. “One more cup of coffee” de bile ağlamaklı oldum falan filan derken belki de bu şehirde son doğum günümü geçirdim. Cennet gibi bir yer “Kekova”. Bayıldım hayran kaldım aşık oldum. Hafta sonumu böyle özel bir yerde geçirdiğim için şanslıydım. Güzel bir doğum günü hediyesi oldu. Ayrıca bu yıl bolca dilek dileme şansım oldu. Saat 12’ye gelmeden gökyüzünde ablak ablak bakarken yıldız kaydı ilk dileğimi diledim sonra mumları üfledim orda yine diledim sonra gökyüzüne dilek balonları uçurdum onlar içinde ayrı ayrı şeyler diledim ertesi gün yine mumları üflerken dilekler tuttum. Zihnim çok yaramaz hiç boş durmuyor bir dilek düşünürken çok fazlası aklıma geliyor ve aslında neyi dilediğime karar vermeden dilemiş gibi yapmış oluyorum. Resmen alışveriş listesi gibi çıkartabilirdim dileklerimi sıralasaydım (: özenle seçilmiş hediyelerim oldu, hem ben hediyeleri çok severim zaten! Keşke her ay doğum günüm olsa böyle kutlansa hediyeler fln alınsa günün şanslısı ben olsam sevdiğim insanlar mesajlar yağdırsa arasalar yanımda olsalar falan filan o zaman dünya çok güzel bir yer olurdu.