Salı, Temmuz 17, 2012

ay dedeli geceler (:



Ay gecemizde yıldızlarla süslenmiş bir gökyüzü koltukların etrafı çiçeklerle bezenmiş bir balkon ve tadına doyamadığım Antalya manzaramız…
Cem Karaca çalar sonra Ezginin günlüğü sonra Fikret kızılok sonra jehan barbur sonra Elvis Presley hatta Orhan babamızı bile çaldık ardı sıra en sevdiklerimizle donattık limonlularımızın eşlik ettiği masamızı.
Çok sevdim, hep sevdim cancağızlarımla geçen gecelerimi…
Konu konuyu açar, eskiler açılır açıldıkça limonlular yudumlanır  yudumlandıkça dozaj arttıkça düşlerde kalmalar artar ve böyle gelir geçer tatlı zamanlarımız.
Aklımda dolan taşan onlarca yaşanmışlığım olmasına rağmen, günlüğüme, bloguma yazamıyorum… okuyanların sayısı ürkütmeye başladığından olmalı…
Oysaki ne çok şey var yarın unutmaktan korktuğum.. günlüğüme ekleyemeyince anılarımın arasına kaybolan ve kaybolduğunda bir daha bulma ihtimalim olmayan zıt yollara sapmış olan bir daha yolları kesişmeyecek zamanlarım….
Her gün onlarca insanla tanışıyor olmam hayatıma renk katsa da kalıcı renkler olmadığı için boş geçen anlarmış gibi geliyor…
Bu arada şuan bile bizi röntgenleyen iki üst komşumuzu öldürme isteğime engel olmalıyım hatta içimdeki kavga etme potansiyeline dur demeliyim bence..
Ha bir de “baki mercimeğimiz var (:”
Tüm gece boyunca sözü dönen mercimeğimiz
Mercimek çok az olan saçlarını kestirdi ve esmer hatunumuz dünyadan bir haber yaşamına devam ediyor mercimeğimizi dinliyormuş gibi yaparak.
Birde cimcimemiz var evimizde onunda içi kıyılıyor çalan şarkılardan (:
Huysuz işte ne yapalım (:
Bak yine çenem düştü yazıyorum daha da yazasım geliyor
Bronzlaşmış beyazdan karaya dönen tenim ile mutlu olup mutsuz olma arasında gidip gelirken keyifle geçen birbirinden güzel günlerimi yaadddddd edebilirim (:
Eylül15 gelsin diye takvimin gözünün içine bakarken bitiriyorum yazımı…
Umarım uzatmam arayı..