Cumartesi, Kasım 02, 2013

sayıp sövmek rahatlatır

sabır testi diye bir şey var
hemen anlatıyorum
yepyeni bir şey
öncelikle organize hareketler lazım
bir elin nesi var iki elin sesi var muhabbeti
herkes organize bir şekilde "x" elemanımızın hayatını zorlaştırmak ve üzmek için her şeyi dibine kadar yapmalıdırlar
yaptıktan sonra bu durumun minimum gün içinde istikrar göstermesi ve şiddetini arttırarak devam etmesi gerekir
sonrasında ise "x" imiz amaaannn beeee skerler der ve geçer gider.
sabrında sonu var
sevgi pıtırcığı beni bile değiştirdiler
tuhaf bi hal aldı
büyümek mi
bilmiyorum
içimdeki öfkenin sıcacık kalması
geçmemesi
ve küfür etme isteğim
sayıp sövmelerim
iyi böyle
kış geliyor
içmelik
sayıp sövmelik
kırıp dökmelik

Pazar, Ekim 20, 2013

bu yazının adı mıy mıy mıyyyyy (:

pazar gününü inadımdan ölerek geçiriyorum
evden çıkmama hatta odamdan çıkmama kararımda yaklaşık 10 saati devirmek üzereyim (:
bu sürede miskinliğin her halini denedim
yattım kalktım sonra yine yattım
odamı dağıttım
sonra topladım
sonra son kalan gold labeli sigaranın mükemmel uyumu ile bitirdim
kahve içen pencere önü kızı oldum
nette takıldım
bolca tlf konuştum
dedikodular yaptım
tekrar yattım
clash of clans a sardım bu sıralar onunla oyalandım
pencelereleri sonuna kadar açtım
müzik dinledim
hayal kurdum
bla bla bla
yüzümü döktüğüm bi andı
radyo falında bu çıktı
her uykunun bir uyanışı vardır...
özlediğim şeyler çoğalıyor
sanırım zamanı kötü kullanıyorum
zaman hala lehimize ilerlerken özlediğim şeylere kişilere daha çok daha sıkı sıkı sarılmam gerekiyor
keşke ankaraya kocaman sarılabilsem
iki şehre birden aşığım
ikisini birden yaşayabilsem
ya da sevdiğim özlediğim insanları hep görebilsem
çok mıymıy oldu bu yazı
adını da mıymıy koycam
mıymıymıymıymıyyyyy derken 
özledim, özlüyorum, özleyeceğim

Pazartesi, Ekim 07, 2013

tavşi kahve karpuzkavunçilekmandalina oooollalllll laaaa

sıcak çukulatamın üstündeki şirin tavşan gibiydi
içmeye, dokunmaya, bozulmasına kıyamadığım
ama kokusuna dayanamadığım
o kokular yok mu kokularrr!
oooo lallll laaa!
keşke çilekli koksa her şey
ya da çilek tadında olsa
karpuzlansa da olur
evet ben hep böyleyim
çilek yerken portakalı
mandalina yerken karpuzu özlüyorum
hepsi birarada dursa kardeş kardeş?
bence onlar da mutlu olurlardı
kavunun da kokusu missslenmelik
koklanmalık
unutmamalık

Cumartesi, Eylül 28, 2013

eylülün son demlerinde romantik hastalık (:


Damla hastalıktan ölüyor a dostlaaarrr!
resmen bir hafta hapşuuu hapşuuuu diye diye geçti en sonda olanlar oldu
bademcikler şişti nezle olundu 
burun çeşme,
ses travesti
Damla pert.
ne işe gidebildim
ki aslında büyük azimle gittim sonra bölge müdürüm canım müdürüm beni çalıştırmadan eve postaladı
ben olsam ben de beni çalıştırmazdım o halde
neyse ki tatlı ekip arklarım benim yerime siparişlerimi almışlar
mutluluktan duygusallıktan ölecektim
eve geldiğimde kendi çorbamı kendim yapsam da akşam herkesin işten dönmesiyle
çaklıtımın romantik süprizi
sedefin çayı
onlar bunlar derken kendime gelebildim
bu sırada teomancığımın konserini kaçırdım
gitmeyi beklediğim october festimiz yalan oldu
ama en azından bir sonraki konserlere diyebiliyorum (:
neyse ki bir hastalık serüvenim de son bulmak üzere..
hayat miss gibi ballı lokmalı tadından yenilmeli 
şu sıralar çok tatlı sorunlarım var
her şey tıkırında gidiyor
iş hayatım, aşk hayatım, arkadaşlarım, ailem
hepsi birbirinden güzel bir seyirde ilerliyor
maşallah diyeyim de nazarım değmesin
muaaahhh hepsine :*
tatlı sorunlarımı sıralayım hemen
  1. ben trafiğe tek çıktığımda ne yapıcam?
  2. uzun yolda ya ölürsem?
  3. çok sıkılabilirim o uzun yollarda. kim benle gelecek?
  4. evi temizlemem gerek ev çok büyük üşeniyorum
  5. ütü yapmaktan nefret ederim her sabah ütü yapmak zorundayım
  6. çaklıtı da görmeye doyamıyorum
bla bla bla

her sabah uyan süslen püslen çık çok zor oluyor oldukça yorucu
sabah güne başlarken güzelde akşamları dönüşte yorgunluk tavan yapıyor.
en azından evimiz gayet keyifli
dışarıda hayat çok güzel
her şey mükemmel :*



Perşembe, Eylül 19, 2013

kafkacığım sabah sabah neden bunu yaptın bana ?

yağmurlu antalya günlerini hep çok sevdim
pencere önü kahvesini yudumlayan hanımcıklardan olmak istesem de hiç olamadım
dışarda orda burda gezinen hatta sırılsıklam olan sonra o romantizmi tek başına yaşamışlığı yetmemiş gibi bir de üstüne hasta olan günlerce ayyyy öldüüümmm beeennn
o yağmurda yürüyen aklımı seveyimli cümleleri bitmeyen bişiciğim
ne yapcan işte akıl olmayınca neylesin fikir
bi işe yaramıyor yani
zaten ufacık beynim var
%1ini bile kullanamadığım beynimden harikalar yaratmasını beklemem oldukça haksızlık olacaktır
hazır konu gelmişken
ben çoğu zaman aptalca şeyler yaparım
pire için deveyi yakarım
deveyi görünce önemsemem pireyi ararım
böyle bi salağım işte
ama hayat böyle bir yer.
iş değişikliği yaptım yine
birsürü elemesi olan eğitimden geçtim
istanbulda birsürü şey yaşadım
hepsini anlatıciiiiimmm ama sonra
bi fırsat bulsam erkek kaşına dönen kaşlarımı aldıracağım ama ona bile fırsatım yok
tüm gün ekip arklarından biriyle dolanıyorum
yapışık ikiz gibi
adamlara sen iki dk bekle ben bi kaş aldırayım hatta bi saat bekle ağdamı da yaptırayım diyemiyorum
neticede iş arkadaşlığı mesafesi diye bir şey var
zaten onlar benim ağzımım azıcık bozuk olduğunu böyle deli dolu olduğumu pek bilmezler
ben bile kendime şaşırıyorum yanlarında
genel müdürün yanında sevgilisiyle çatır çatur mesajlaşan bi ben yokumdur şu güzel dünyada (:
ama ne yapayım kanım kaynıyor aşırı gencim
ondan oluyor bunların hepsi
bugün yine yağmurlu ve tam sevgiliyle gezmelik yürümelik sarılmalık
benim sevgilim yağmuru sever mi acaba ? ..
seviyor olsun lüüttffeeennnn
neyse cınımmmmm öpüyorum seni

Cuma, Eylül 06, 2013

lanet olası anlamak..

bazen ne yaparsan yap anlatamazsın
eksik anlatırsın
anlar, anlamaz
anlarsın anlamak istemezsin
kolay olanı seçer kendine inanırsın
anlaşamamak kötü bir şey
gözünden, mimiğinden aklından geçenleri anladığın diğer insanlardan başka anlaştığın
hatta kendinden parça olan insanlarla anlaşamamak anlatamamak anlaşılamamak çok üzücü
mutluluktan uçuyordum. bulutların üstündeydim
sonra bir kaç dakika içinde gitti bitti.
şimdi mutsuzum.
anlamaktan, anlatmaktan, yanlış anlaşılmaktan nefret ediyorum.

Pazar, Ağustos 18, 2013

böyle bir adama bitsin diyen kızın beyin hücrelerini gelin beraber imha edelim!

bazen
hatta yalan söylemeyim çoğu zaman
bazı insanları çıktıkları yere tekrar gönderesim geliyor.
protein hallerini bulup imha etmek istiyorum
bebek katili olabilirim bu durumda ama olsun
büyüdüklerindeki alacakları şekli onlarda önceden görseydi
direnişin alasını gösterir çıkmazlardı ordan!
uwwww bu ne atar giderdir..
öhöööm öhöömmm! sustum
*****
çıldırmaya az kaldı doktorum nerde?
nerdesin doktoooorrrr!
sıcaklar yüzünden menapozlu kadınlar gibiyim
tüm gün uyumaklı sinirli alıngan
mıymıy bişi oldum
bence sorun yok bu durumda
ama Yusuf ve Tuğra için büyük sıkıntı
yazık çocuklara..
bi anda alınabiliyorum
ve hep uykulu olduğum için onlarında uykusunu getiriyorum
uyucağımı bildikleri için arabanın arka koltuğuna geçmem yasaklandı
ve hayat kötü bir yer oldu!
ön tarafta uyuyamıyorum
uyurum da
arka taraf daha rahat ondan uyuyasım gelmıyor ön tarafta
...
youtube'ninde kafası oldukça karışmış olmalı
alakasız şarkılardan kocaman liste yapmış hep yanlış yönlendirmelerle amacımdan saptırıyor beni.
böyle bir adama bitsin diyen kızın beyin hücrelerini gelin beraber imha edelim!
bu kadar romantik tatlı sevecen uyyyy yeme yanında yatlık bir adama kim hayır der ki.
bize denk gelen hödükler biteceğini anladıkları anda neler yaparlar..
hmmm
hemen sıralayalım
-ceceli şarkıları gönderilir
-hediyeler alınır
-üstü kapalı süpriz hazırlıyorum tüyosu verilir (ne üstü kapalı ne kapalı bizde malız zaten)
-aramalar, smsler sıklaşır
-eski fotoğraflar paylaşılmaya başlanır
-yakın arkadaşlarla planlar yapılır (ki hiç sevilmez sevgilinin arkadaşları genelde kıskanılır)
-aileli gezmeceler yapılmaya çalışılır
-tüm asık suratlar kaprisler itinayla çekilir
-hödük kalas odun karışımı beyler bir anda romantik beyaz atlı prense dönüşür
sonra bla bla bla
ama kimse bu adamcağızın yaptığını yapmıyor
yapsalar çoğu ilişki mükemmel bir hal alır
herkes mutlu mesut yaşamına devam eder
hatta böyle bişi yapılsa
bu bir kadına yıllarca yeter
sürekli anımsar
ama bizim kalaslarda nerde.
marangozuz ya zaten biz
tüm odunları itinayla bulup şekil vermeyle harcıyoruz ufacık ömrümüzü.
minicik ömrümü marangozlukla harcamak yerine terfi etmeye karar verdim
şuan buna karar verdim >:D
evet evet
gayet azimliyim ve kararlıyım
büyük bir istikrarla odun bulmayacağıma ve karşıma çıkan odunlardan köşe bucak kaçacağıma
yemin ediyorum
izci yemini
parmaklarımı birleştirdim
kimse bu sözümden yeminimden döndüremicek beni
sizde şahitsiniz.
stop!

Salı, Ağustos 06, 2013

gözlüklerini hiç çıkartmamalıydın tatlım!

bunu dinlerken ne derece keyifli yazabilirim bilmiyorum ama şimdiden saçma sapan bir bunalıma girdim bile
düzensiz hayatında düzensizliğinin sınırlarını zorladığım uzunca bir dönemden sonra kendimi sakinliğe bıraktım demeyi ne çok isterdim bir bilseniz
onca zaman oldu ne pc açmaya fırsatım oldu ne de bloga girip iki cümle bir şeyler yazmaya
o kadar enteresan, güzel, çirkin şey oldu
ama çoğunu unuttum bile
ah benim ufacık beyinciğim!
neyse
dün inanılmaz bişi oldu
bildiğiniz ilk bakışta aşk denilen şeyi yaşadım!
evet evet yaşadım
yaşadım da noldu
he noldu!
uzun boylu geniş omuzlu kirli sakallı fıstık çocuğumuz o cool görüntüsünü tamamlayan gözlüklerini çıkardığında eski çirkinlik abidesi sevgilimden bile çirkin oldu.
offfff bebeğim sen o gözlüklerini hiç çıkartmamalıydın bende gözlerimi daha uzun süre missss görüntünle doyurmalıydım
neden hemen gözlüklerini çıkardın!
bok mu vardı.
bak yine sinirlendim.
üniversiteye ilk başladığım dönemleri hatırlıyorum da
hatta hayal ettiğim felsefe sınıfını
kocaman kampüs ortamını
sonra hemen aklıma hayallerimin hüsrana dönüştüğü anlar geliyor.
lan koskoca sınıfa toplama kampı gibi nerde çar çöp varsa doldurulur mu!
koskoca kampüsün içi abazalığın dibini görmüş ergenuslarla doldurulur mu...
ah ulan leyla...
biz alkolik olmayalımda kimler olsunnnnnnnn!!
çok dertliyiz çok!
güneşin "sizleri yakacağım uleyyynnn" diye cirit attığı bu şehirde bronzlaşmamak için gösterdiğim çabayı emeği ilişkilerimde gösterseydim hiç ayrılık sonrasında "benim gözlerim mi bozuktu neydi lan bu" tepkileri vermezdim.
hatta şu ilişkilere yorduğumuz kafayı derslerde kullansaydık atomu parçalardık
ama biz ne yaptık?
-yapooşşşşş çook acil konuşmamız lazım
-gizmooo neler oldu inanamazsın larla başlayan, balkonda uzun uzun devam konuşmalarla devam ettik
sonuçlar hep aynı
herkesin ilişkisi birbirine benzer mi
hadi benzedi diyelim
sonları benzer mi
her haltımız sözleşmiş gibi aynı devam etti gitti
yıllarımız geçti gitti
ühüüü hüüüüüü die ağlanmaya başliciiim valla!
bayadır yazamıyorum ya bari özetleyim
bu sırada iş değişikliği yaptım
şehir değiştirdim
tekrar iş değiştirdim
tekrar şehir değiştirdim
yani ordan oraya gidip geldim
annemlerin gitmesiyle hatta gittikleri gün başladığım bekar evi moduna tam gaz devam ettim
çağlar geldi
bilal geldi
kızlar geldi
geri gittiler
sonra başkaları geldi
hatta ben evden gittim onlar kaldı
böyle saçmaladık işte :D
birgün binadan atılacağım günü merakla bekliyorum.
umarım kimse atmaz bizi evden :*

Cumartesi, Temmuz 06, 2013

şarkı


gece ya da gündüz farketmez ağaçlı uzun yollarda güzel gidiyor bu şarkı!
bayıldım
çok sevdim
güney ege yollarında enfes gitti...

Cumartesi, Haziran 29, 2013

bronzlaşma çalışmaları (:


zaman dursun istediğim anlardayım son 1 aydır..
tatil güzel bir şey
ve hiç bitmemesi gereken bir eylem
güneşlen havuza gir denize git sabaha kadar eğlen gez toz
hayat böyle iken miss gibi 

Pazartesi, Haziran 24, 2013

minnacık tatilin sismograf fatoşu (:

burada zaman durmalıydı!
alkolün verdiği yetkiye dayanarak yazmıyorum..
yo yo yooo kesinlikle alkolle alakası yok
burası muhteşem bir yer
her geldiğimde aynı şeyi söylüyor oluşum geçen yıllara rağmen değişmiyorsa
gerçekten özel bir yer demektir burası
hem de kimseyle anılmayacak kadar özel ve güzel bir yer
kaçamak yeri
kaçmak istenildiğinde kaçılacak yer
tek kalınacak yer
kızkıza ya da arkadaşlarla gelinecek yer
çok şeker çok şirin.
resmen burdaki insanları pamuklara sarıp sarmalamışlar üstüne şeker serpiştirip bal kuyusunun içine batırmışlar.
herkes mi çok tatlı güler yüzlü olur bir ilçede.
evet burda herkes çok tatlı
güven veriyor sıcacık.
gel de böyle yerde mutsuz ol!!!
evet başardım bunu da başardım
bu kadar doğa harikası insanların arasında ve eşsiz manzarasında konser alanında söylenilen bir şarkıyla pert oldum!
kendi kendimin ağzıma sıçtım
evet kendimi üzdüm, üzdümde noldu? heeeçççç!
neyse ki geçti gitti
anlık duygu yoğunluğu bla bla bla
sorsanız durum için milyon tane neden bulabilecek kapasiteye sahibim.
her şeyden önce sabaha kadar susmadan konuşacak kadın kapasitesindeyim ama nedeni YOK
gayet net bir nedenin arkasına saklanmış nedensizliği öne sürüyorum tüm gücümle.
ve yazıyorum ordan burdan şeylerden dibine kadar da konuşuyorum (:
"ortada kuyu var yandan geç" diye diye büyüdük biz anacım ;)
neyse oda arkımın boykotu ile
"ne çektn be damlaaa! modunda yazımı yarım bırakmak zorunda kalıyorum.
hatun ışığa ve sese karşı fazla duyarlı (:
ahmet mete ışıkara halt etmış kızın yanında.
(:
ne çektim lan! ne çektim :D
pc kapatmak zorundayım
bizim kızın psikolojik baskısından dolayı...
son cümlemi yemin ediyorek bitiriyorum
deprem olsa kız hem km.lerce alttan gelen sesi dklar öncesi algılar hemde bunu söyler.
sismograflara gerek yok:D
iyi geceler.

Perşembe, Haziran 20, 2013

pollyanna kafası yaşamak isterdim ta ki bunu yaşayan mercimek beyinli insanları görene kadar

Salı, Haziran 18, 2013

şarkıya sarılma isteğim mezuniyet kepinden mi geliyordu? vedaları kim sever ki!

 
 
hoş geldim canım blogummm
nasılda özlemişiz birbirimizi
tıkır tıkır silmeden başlıyorum yazmaya
uzun zaman oldu vakit bulamayalı
evet vaktim kalmadı
kendime bile
uyumaya bile
resmen "uykusugelenkız uykuyakarşıdirenişte"
bu cümleyi samet ilk kurduğunda çok gülmüştüm haklı çıktı çocuk
doğru söz söylemiş
aferim.
sınavlar eylemler mezuniyet iş kutlamalar derken güneşi görmeden yapamaz oldum
sabaha kadar eğlen gez toz
sabah işe git akşam yine
uykusuz kaç günüm geçti bilmiyorum
o günlerin sonrasında 20 saat evet abartmıyorum uyuduğumu da biliyorum
kronolojiyi biraz karıştırsam da uzun bir zamanı epeyce kısaltarak anlatıcam canımcım
***
 
 
malum 4 yıl önce geldim geldiğim an bu şehre aşık oldum ben burda yaşarım arkadaş! dedim
hala yaşıyorum
4 yıl çok çabuk geçti
aşırı hızlı geçti
4 yıla güzel zamanlar sığdırdım
okula pek uğramasamda güzeldi
aslında okula ilk başladığım aylar ile
son yılım mükemmel geçti
şimdi düz mantık kurunca da ortaya çıkıyor ki sevgilim yokken hayat bana güzel
daha eğlenceli
daha gezmeli tozmalı
daha gülmeli
bla bla bla
son döneme gelince bi anda hüzünlenmeler gitmeler
böyle kötü hissettik hepimiz
hatta en son final sınavında sınıfa girdik
kalemler masalarda
hoca geldi
tahtada ezginin günlüğü-fayton sözleri yazıyor
asistanı kağıtları dağıttı
onda da aynı şarkı sözleri yazıyor
şimdi bunu söyleyin dedi
büyük bi keyifle söyledik
ve son sınavımızı olduk...
son sınavımız fayton idi
"biz ne zaman büyüdük? en son ne zaman?
adam olduk sevdalanmayı unuttuk HOCAM.."
***
 
unutulması imkansız bir anı oldu
duygu dolu tüyleri diken diken eden
bu şarkıyı dinlediğimde tuhaf bişiler oluyor içimde
huzur hüzün özlem karışımı...
hiçbir şarkıya sarılasım gelmemişti
ne zaman duysam aklıma gelse şarkıya sözlerine melodisine sarılmak istiyorum.
sıkı sıkı sımsıkı
içten kocaman sarılmak istiyorum
zaten en çok sarılmayı severim
sevdiğim insanlara hep sarılırım
ve son dersimiz bitti son sınavımız
geldi mezuniyet, fotoğraf çekimleri, balo
ve ben hepsine geç kaldım
fotoğraf çekimlerine geç kaldığım için toplu fotoları kaçırdım
ama iyi ki o gün yanımda oktay vardı
oktay prof. fotoğrafçı
onun yanımda olması büyük şanstı
çocuğun o gün gelesi tuttu iyi ki de geldi
birbirinden tatlı fotolarım oldu
baloya 2 gün var ve ben hala elbise almaya gidemedim
avm gittim adl girdim
ilk giydiğim elbiseyi aldım çıktım
balo kıyafeti üzerinde hiç düşünmeden sorgulamadan ilk giydiğimi aldım çıktım
sonra ayakkabı koşturmacası başladı
bahar fuşya, oktay şeftali, diye inat edince kararsız kaldım
siyah sarı diyenler bile oldu
ama ben gittim fıstık yeşili aldım :D
gayet hoş oldu
balo partnerim konusunda yalnız gidicem ben dedim
ve yalnız gittim
dibine kadar eğlendim
biriyle gitsem mutlaka o kadar alkolün verdiği yetkiye dayanarak aşkoooummm moduna girebilirdi
öyle özel bir güne sadece çağlar ya da yekta ile gidebilirdim ama onlarda çok uzaktalar
biri ankara diğeri amerika
yani epey uzaklar.
kızların çoğununda yalnız geleceğini bildiğimden hiç sorun olmadı:)))
"baloya dışarıdan katılım olmuyormuş-muş-muş" yalanlarım yüzünden cehennem puanlarım arttı o ayrı bir konu..
aaaa balodan bir gün önce de sametcan geldi
yüzyüze hiç görüşmediğimiz için görünüşünü bilmiyordum
'şapşik ben' o kadar konusuyoruz adamla fotolarını da incelememişim
gayet tıfıl kısa bişi beklerken
dalyan gibi delikanlı çıktı karşıma
onunla da ilk görüşmemiz olmasına rağmen gayet keyifli ve eğlenceliydi
blog arkideşim sametcan selamlar :)))
bu sırada balo oldu, kep atılacak
ona da geç kaldım
sonuna yetiştim resmen
orda annemlerle birbirimizi kaybettik
sonra bulamadık
bende madem kaybolduk dedim fasıla gittim
dertlendim onları kaybedince
başladık rakının etkisi altına girmeye
fasıl dediğime bakmayın gayet duman morveötesi cem adrian çalıyordu
çocuğun sesi dumanın solisti kaan ile cem adrian karışımı bişidi
düşünün nasıl?
mükemmel dimi.
çocuk bir de fenerbahçe formasıyla çıkmış sahneye!!!
anneeeemmmmmmm gel kucaklayım seni
gel biraz sevelim
aferim çocuğuma
hem sesi güzel hem takımı güzel
maşallah maşallah bakışlarımızı eksik etmedik
***
öyle böyle derken ikileme düşerim diye beklerken gayet net devam ediyorum
kendime yalan söylüyorum aslında plansız yaşıyorum diye
ben hangi ara önümdeki yılın planını yapmışım
bilmiyorum
tubitak gibi dolanmasam da içimde bir yerde kuralcı biri var onu görüyorum arada
görünce de kovalıyorum (:
***
okulu özlemeye fırsatım olmayacak ama arkadaşlarımı herkesi özleyeceğim çok hemde
ben herkesi özleyebiliyorum
ne yüzsüz ruhum var
canımı yakanları bile özleyebiliyorum hemen affediyorum
unutuyorum yaşanılanları
2-3 haftadır toplanılan kalablıklarda eğer sınıf ortamı varsa hep anılar konuşuldu
en sinir bozanları bile öyle komik geldi ki kulağa
tatlı ayrıldık herkesle
bu yüzden böyle hüzünlendik
mezuniyet pastamızı fayton çalarken kestik herkes salya sümük sonra bi anda müziğin değişmesiyle
hobaaa eller havaya olduk
işte içimiz fingirdek ne yapalım
sınıfta 6-7 erkek olunca böyle oluyor kız ortamı :))
olsun zaten kız ortamları iyidir
bu sıra 10kız şıkır şıkır giyinip mekanlara girdiğimizdeki başımıza gelenleri anlatmak isterim o da başka bir yazı konum olsun
hatta sevgilisi olmayan kızın yaşadıkları karşılaştıkları adı altında kitap bile çıkartabilirim
ah siz erkekler!
komiksiniz birazda mide bulandırıyorsunuz
yazımı hemen bitirip çıkmam gerek.
yine bi vedalaşma faslına geç kalıyorum
öptüm
kip
by
:*
 

Salı, Mayıs 28, 2013

miray hasta sağ tarafımdaki koltukta yatıyor
merve sevgilisiyle sürekli telefonda konuşuyor
bahar final ödevlerini yetiştirmeye çalışıyor
gizem sevgilisinden ayrılalı 24sa olmamış kız modunda laf sokmalı üzülmeli şeyler dinliyor
bir de şarkılara eşlik ediyor 
ben son finallerime çalışmaya çalışıp çalışamayışımı kabullenip bir elimde ordan burdan msjlaşmalar sıkılmalar falanlar filanlar
he bir de minik köpek var evde ki içinde dünyayı keşfetme isteği sormayın gitsin...
sanırım mezun oluyoruz...
yoğun bir sınav haftası
içimde çok fazla heyecan güzel şeyler olur umarım (:

Cumartesi, Mayıs 25, 2013

her yerde uyudum ama İstanbul'da uyumaya kıyamadım

veni vidi viciiiii diye keyiflenerek dönmedim ballı kaymaklı gülmeli eğlenmeli tatilimden
çünkü gelmek istemedim
aşkından öldüğüm uzak kalınca ruhumun daraldığı şehire geldiğimde bi bunaltı
bi kasvet ne bileyim kötü şeyler hissettim..
evet yeterince kaldım burda ve
eminim ki yeni bir yaşam alanında karar kıldığımda
Julius Sezar'ın zafer şehvetinde venii vidiii viciiiii üçlüsünü keyiften çatırdayarak söyleyeceğim
söz!
kendime söz!
bu kendime verdiğim sözleri birde tutma alışkanlığım olsa sıcacık suffle gibi olurdum
tatlı mı tatlı ımmmmm oldu oldu moduna sokan
ama unutuyorum sözlerimi
çok küçük bi hafızam var hiçbir şey hatırlayamayan
yıllarca ezbere bildiğim numaraları unutmamı geçtim
yıllarca ismini ezbere bildiğim dilimden düşürmediğim isimleri unutuyor olmam
içler acısı bir durum
neyse konudan çok saptım yine
ist gitmem de bi olaydı gelmem de
arkadaşıma süpriz yapcam die gideceğim saati yanlış söyledim
ama beni oraya götürcek kişi de arkadaşımın yanında olunca "b" planı devreye girdi
başka bi arkadaşım kardeşini aradı ve beni karşılayıp ulaşımı sağlayacak biri bulundu
yoksa ben bu sakarlıkla oralarda kaybolurdum başıma bişiler gelirdi
kesin!
çok sakarım :D
uçakta arkamda oturan o iki yakışıklı çocuktan birinin ağız kokusu yüzünden
tüm yakışıklı erkeklerden soğudum
hepsinin ağzı kokuyor bence!
pis herif!!!
o kadar rahatsız oldum ki son kalan sakızımı vermeyi düşündüm
ama yapamadım
olmadı :(
yol boyu o pis kokuyla yolculuk ettikten sonra
ben çocuğumuzu beklıyorum
18-19 yaşında beklediğim çocuk çıkmasın mı 26 yaşında hoş bi delikanlı
oha lan ben ne bekliyordum ne çıktı modunda şaşkın şaşkın bakınırken
yola koyulduk
ne trafikmiş!
adamın mesleği mühendislik olunca havaalanından ataşehire gidene kadar ki tüm yapıları inşaat firmalarını hepsini saydı
istanbulu tanıtıyor ama farklı bi bakış açısıyla
o devasal binaları kim nasıl yaptı o an ilgilenmedim ama ilgilenmiş gibi yaptım (:
yol uzadıkça uzadı bitmedi resmen
sonrasında ise
arkadaşım beni almak için ortak bi yer seçildi
resmen uyuşturucu paketiymişim gibi bi arabadan indim hızlıca diğerine bindim sessizce uzaklaşıldı
sonrasında epey güldük bu duruma :D
kapıyı açıp beni karşısında görünce dilaylay abartılı sevindi
sanki bi hafta önce biz birlikte değildik :D
köpeği desen beni hırsız mı sandı naptıysa susmadı sonra tabi birbirimize aşık olduk <3
evde az biraz oturup sonra közde kahve içmeye gidildi
erdem bir faldı ama ne fal!
antalyadaki falcılar halt etmiş yanında
erdem reyiz çok yaşa sen :D
ortaköyde kumpir ya da waffle yiyemedim ama çok tatlı mekanlara gittik
yeni birsürü insanla tanıştım
hatta dilaraların sitesinin kafesinde otururken bi kadın oğluyla aramı yapmaya çalıştı
direk parmaklarımıza baktı ve muhabbete girdi
istanbul-esra erol-ilişkiler
evet evet orda böyle ilerliyor olmalı
uzun zamandır görmediğim
arkadaşlarımı görmüş olmam ise oldukça huzurlu ve güzeldi
zaman... zaman tuhaf bir şey
yollar ve mesafeler daha tuhaf
ama olsun...
ordakiler muhtemelen beni kilit sorular soran biri olarak hatırlayacaklar
:D
üsküdarda otururken karşı tarafa bakınca ki camilerin sırayla isimlerini sordum
yani hergün gördükleri manzara ama kimse bilemedi
bunun gibi soruları farklı ortamlarda sorduğum için
bi süre sonra "Damla yine ne sorcaksın cin cin bakınıyorsun"
"söyle de dumur olalım da rahatla" moduna girdiğinde
kafamdaki deli soruları dağıtmaya susmaya karar verdim
ben olsam bende kızardım kendime
yaşadığım şehri bilmiyormuşum ben diye
çok sevdim istanbulu
insanlarını
her şeye bayıldım
hatta geri dönebilirim
yeni bir iş yeni bir aşk yine gülecek bir nedennn lazım diye boşuna mı söylemiş ablamız
kafamda deli sorularla boynum bükük modda dönmeye hazırlanamadım
yine geç kalacakken yetiştim uçağa
ki 45 dk rötar yaptı
beklerken sıkıldım
hüznüme hüzün kattım
alan kapısına aynı anda girmeye çalıştığım
check-in de önüme geçen çocuk yüzünden kendimi maratonda hissettim
sırtındaki kocaman keman çantası ile cool görünse de sonradan gözüme pek hoş görünmedi ilgimi çekmedi
rötar yapınca etrafta dolanmaya başladım baktım herkes sıraya giriyor girdim.
koyun mantığı
uydum sürüye
birazda sırada bekledik
şaka gibi çocuk yine önümde!
neyse müzik dinliyorum bi taraftan msjlaşma modundayım
adam coolluğundan ödün vermeyecek ya tuhaf tuhaf tripler
ama yemezler güzelim
cam kenarı boş yer kalmazsa napıcaammmm ben bakışları arasındaki check-in maratonunu bu gözlerimle gördüm
ezik herif
45 dk yolculuğun cam kenarı muhabbetini yapan salak
sanki gece karanlığında bilmem kaç yüz metre yukarda bişi görceksin.
uçağa bindik ama sinir oldum ya çocuğa araya baya insanı soktum sözde görmesin gözüm onu die yürüyorum
bi baktım yine önlü arkalı oturuyoruz !
ben yerime oturur oturmaz uyudum e bir gece öncesinde uykusuz kalınca
sabaha kadar fasılda kalınca
sabahın köründe anılın damla ben geldim aşağıdayım telefonu ile uyanınca
haliyle uyuyuverdim
anıl arıyor tamam dıyorum uyumuşum 5 dk sonra uyandım baktım rüya değil adam harbi aşağıda
nasıl giyindim nasıl makyaj yaptım dilarayı nasıl uyandırdım inanın hatırlamıyorum
çok hızlıydı :D
neyse o uykusuzlukla uyudum uyandım ve antalyadayız
offff indiğimde bir mutsuzluk lan niye geldim ben buraya modu
içim daraldı
sanki böyle hiç dillerini bilmediğim bi memlekete gitmişimde
yabancıyım
pis bir yer
ve yaşamak zorundaymışım gibi oldu
öyle bi yetim gibi oldum işte
valiz alma yerinde de beklerken soluma bi baktım yine o kemancı çocuk
tam elimin tersindeydi ama bişi yapmadım
herkes valizini aldı benimki yok
kuş olup uçmadıysa buralardadır die bakınırken geldi
tıngır mıngır servise gittim bindim en arkalarda boş yer vardı
ve oturabileceğim en mantıklı yer o çocuğun arka koltuğu idi!
"tatlııımmm yoksa aynı evde mi oturuyoruz, oturmuyorsak gel bi kahve içelim"
dememe az kaldı
hayır bu kadar tesadüf olunca beynim "aşk tesadüfleri sever"
mantığına büründü
tekrar bi alıcı gözüyle bakınca sevmesinn noooğğllluuuerrrrr diye ördeklendim
hayır adam hoş ama itti bişi
serviste de uyudum
uyandım eve geldim
bitti tatilim
sonrası yine bi orda bi burda..
mezuniyet telaşım başladı şimdide
bitti şaka maka bitti
her şeye rağmen çok güzel 4 yıl geçirdim..
emeği geçen, canımı yakan, iyi kötü herkese çooook teşekkürler
canımsınız ;)

Pazartesi, Mayıs 13, 2013

hangi Damla? anlık kararlardan vazgeçemiyorum arkadaş!

anlık kararlar veren birinin hayatı nasıl değişir başına neler gelir
ve anlık kararlar iyi midir kötü müdür diye bir araştırma yapılsa bence
benim hayatım top10 da 1. olur
hatta bi yazar daha önce keşfetse 3 ciltlik ansiklopedi çıkartır ortaya
***
yine anlık kararlar silsilesinin içinden tam çıktım kurtuldum yapmam bir daha
yapacaksam da düşünüp taşınıp planlayıp yaşayacağım hayatımı diye
kendime söz verdiğimin 3.dk sında
kendimi pc başında uçak bileti bakarken buldum!
lan ben az önce bana ne dedim?
bir kulağımdan giren niye diğer kulağıma ulaşmadan sönüp gidiyor.
içimdeki damla ile dışımdaki damla niye hala uzlaşamadı
yok anacım bu Damlaların orta yolu yok.
onların sularında benim canım çıkıyor haberleri yok!!!
boğuldum bir Damla suyun içinde...
ah bi birbirlerini görseler oturup rakı masasına sabaha kadar içerlerdi ya neyse...
ben bile bana katlanamıyorum bazen.
gel-gitlerimden başım dönüyor.
**
çok hızlı geçiyor zaman ve zaman kadar hızlı inip çıkıyor hayatımın kalp ritmi
bazen ölmüş gibi olurken bir anda çizgiler en yukarıya yükseliyor
durum stabil olamadı hiç
olduramadım
dakikalarda değişiyor ufacık tefecik hayatım...
bi gün öfkeden kudururken ertesi gün öfkelendiğim şeyi hatırlamıyorum
bir gün özlemden içim içimi yerken birkaç dakika sonra külleri bile kalmıyor
üzgünken mutlu, mutlu iken biran da üzgün olabiliyorum
ama genelde mutlu mutlu dolandığım için etrafta insanlar mutsuzluğuma inanmaz duruma gelmişler
hangi ara böyle oldu anlamadım
ama inanmıyorlar
geçenlerde yeni başlayan ilişkim bitti
farklı insanlardan duyduğum aynı cümlelerin birkaçı;
"e damla niye üzülmedin"
-bilmem
-------
"mutsuz musun? niye mutsuz durmuyorsun?"
-mutsuz hissetmiyorum bence sorun yok
"sen kimseyi kendinden çok sevemezsin biliyorsun dimi?"
-biliyorum ve bunu söylemek zorunda mısın?
"ama böyle karşındakini önemsemezken yazık değil mi?
-ben böyleyim...
------
bla bla bla
evet enteresan bir farkındalık oldu bu durum
ben kimseyi kendimden çok sevemem
sevmemeliyim de zaten
taş kalpli değilim kendimi iyi tanıyorum severim ben insanları
ve sevdiklerim mutlu olsunlar diye yapamayacağım şey yoktur
değer verdiğimi fazlasıyla hissettiririm
ama bu da nereye kadar bende sıkılabiliyorum insanlardan
ve kötü bir davranışı gözüme batınca devamı geliyor
olduramıyorum işte
çok bencilleştim çooooook
insanlara güvenmemeye başladım! -ki bu en çirkin eylemim-
sevmemeye başladım
sıkılganlığıma sıkılganlık ekledim
uykuya ayıracak vaktimin kalmaması da bütün bu üstteki yazdıklarımla ortaya çıkan
ironinin apaçık göstergesi...
neyse
kalabalık iyidir
yeni insanlar iyidir
yeni tanışılanlar daha iyidir
yeni yerler güzeldir
yeni candır
***
döndüğümde çok fazla yazacak şeyim olacak eminim
"beni hep sev" deki emir gibi birini tanıyıp dönemem belki ama
bora gibi biri ile de 2.defa karşılaşmam
görüşürüz:*

Cumartesi, Mayıs 04, 2013

insanlar bunalıma girince sıkılmıyor mu?

bundan 1,5 yıl önceydi kendi hayatımın içine sıçtığımı anlamamın zor olduğu dönemler. nasıl anlayabilirdim ki? xr cihazı değilim ki adamın içini göreyim sonra
"olur senle, tamamdır" diye tepki vereyim...

bir şey nasıl başlarsa öyle bitermiş dediler. haklı çıktılar.
1 yıl geçtikten sonra anlayabildim karşımdaki insanın ciddi ciddi öküz olduğunu.
mööö sesleri çıkarmıyordu kendisi ama kendi familyasından sandı sanırım beni
ve bir sürü boynuzla süsledi şu güzel kafamı. saçlarım çok güzeldir ama o boynuzlarla hiç hoş durmadı!
böylece onun öküzlüğünü tescillemiş olduk
olduk diyorum bir kız bunu tek başına yapmaz.
çok fazla hemcinsim ile yaptık bunu
havada uçuşan beddualardan hiiiiçççç bahsetmiyorum bile ;)
hem nasıl anlaşılır ki bu durum!
kafam hiç kaşınmadı
sonra aynaya bakınca herkesin farkettiği şeyi benim geç fark ettiğimi anladım
it herif işte
pislik herif

bi ara bunalıma gireyim dedim onu da yapamadım
insanlar bunalıma girince sıkılmıyorlar mı?
çok sıkıldım bir iki gün dedim yok olmuyor.
bana göre değil
hatta dönüp bakınca birkaç saat bile dayanamadım
ne yapayım bünyem ters tepiyor.
kaşıntı terleme öksürme aşırı sinir stres fln
olmuyor
olduramadım
bunalıma girmeyi bile beceremedim
giremediğim bunalımdan çıkmaya çalışmamda ayrı bir yazı konusu olabilir
ilgi arsızlığım tuttuğunda mutsuzum lan benle ilgilenin diye etrafımdakilerin başının etini yeme lüksünü buldum kendimde
ve kaçırmadım bu fırsatı
ama o kadar şanssızdım ki herkesin sevgilisinden ayrılacağı aldatılacağı fln tuttu
ve güzin ablalık bana düştü
bitmez denilen ilişkiler bitti
o asla aldatmaz denilen adamlar aldattı
hepsi aynı dönemde oldu
yani 2013 bizim kızların yılı oldu
sonrasında ne mi oldu
"yeni bir aşk, yeni bir iş, yine gülecek bir neden"
biz kızlar kendi yollarımıza devam ettik herkesin ohhhh hayat varmış
mutluluk sevgi aşk huzur denilen şeyleri bulmak imkansız değilmiş diyebileceğimiz sevgililerimiz oldu
iyi de oldu
sonra o öküz adamlara ne oldu
*hepsi birbirinden pişman
*çoğu u dönüşü yaptı
*yaptıklarıyla kaldılar
*son pişmanlık neye yarar, aşk her şeyi affeder mi
*sadece şarkı sözü olarak kaldı
*onlar bunu fark edemedi
*hepsinin içi de dışı da oldukça hatta fazlasıyla çirkinmiş bu durum su yüzüne çıktı
*onlar mutsuz oldukça onların mutsuzluklarıyla biz mutlu olduk
manyak mıyız neyiz.
acı çektirilince karşımızdaki insanın iliğini kurutmak istiyoruz bu uğurda bir kadının yapamayacağı şey yoktur. yok
ölsün, acı çeksin, mutsuz olsun, pişman olsun,
yeni kız arkadaşları çok çirkin olsun
yakışmasınlar birbirlerine falan filan
sadistlik var kanımızda kardeşim
sıkıldık iyilikten yaşasın kötülükler


neyse canım blogum gelicem geri :) hem de bomba haberlerle :))))

Salı, Mart 26, 2013

omlet gerçeği :)))



Gökkuşağının renklerini, büyüsünü tekrar hatırlatmıştı kıza.
Kız renklerin cümbüşünden uzaklaşmış sadece gri görmeye başlamıştı etrafı
Sonra bir çocuk geldi rengarenk gülümsemesiyle
Sanki parmaklarının ucunda gökkuşağını götürüyordu gittiği her yere.
kız özlemişti renklerin güzelliğini görmeyi.
Çocuk ellerini uzattı.
Kız tırnaklarından avcunun içine kadar dikkatle baktı
Sonra iyi bir şeyler hissetti
Renklerin güzelliğini gördü unuttuğu şeyleri anımsadı
Hemen tuttu çocuğun elinden
Umutla başını yukarı kaldırıp çocuğa umut dolu bakmaya başladı
Çocuk sıkıca tutmuştu kızın elini
Kız sevdi bu sahiplenmeyi.
Çünkü daha önce sadece babası öyle tutmuştu ellerini
Sadece babasına başını kaldırıp umut dolu bakmıştı
Bu çocuk hem gökkuşağı gibi hem baba gibiydi
İkisi bir arada gelmişti.
Kız grilerden kurtuldu
Çocuk kızın elini hiç bırakmadı
Kız mutluydu
Ve birlikte omlet yapıp yemeye karar verdiler
Kız uyurken çocuk her şeyi hazırladı
Süprizli karınları doydu
Bir de o yanında yokken kız sıkılmasın diye kocaman bir ayıcık alıp bıraktı kızın başucuna
Kız daha fazla mutlu oldu
Bir sonraki omleti hazırlayacağına kendi kendine söz verdi.

Pazar, Mart 03, 2013

Ay da farkındadır aslında o kadehlerin tek başına güzel olmayacağının ve her kadehin bir eşinin olduğunun...


bazen bazı günler özeldir ya da tesadüfleri beraberinde getirdiği için hafızada yer ettirir kendine
bazı yerler vardır gitmekten korkarsın anılarla savaşmaya mecalin kalmaz. gidince gelmek istemezsin eskiye özlemin bitmez.
bazen yağmur yağar, ıslanırsın hatta sırılsıklam olursun ama geri dönmek istemezsin
yağmurun her bir damla'sı içine işler. dinlenirsin
bazen ay rahatlatır ama saklanmayı daha çok sever. rahatlamamızı istemiyormuş gibi ya da değerini anlayalım diye kadehimizi şarabımızı eksik koyar...
ay da farkındadır aslında o kadehlerin tek başına güzel olmayacağının ve her kadehin bir eşinin olduğunun...
ama ne olursa olsun en çok gecedir insanı özüne götürüp bırakan.
karanlığın öyle başka bir büyüsü var ki...
en çok kendimizle kaldığımızda özleriz, küfür ederiz, kırgınlıklarımızı çoğaltırız, ağlarız, gitmek isteriz, en çok geceleri karar veririz.
geceleri zordur.
siyahın içinde renkleri görmek zordur.
ve sadece tek noktaya toplarsın düşüncelerini. başka şeylere izin vermez karanlık
topladığın düşüncelerini beyaza boyaman zor olur
ya da kırmızı şeyleri düşünüp pembeye çevirmen.
gece işte. simsiyah.
önünü göremezsin.
kırkyıl yaşasan bir odada yine de takılır elin kolun bir yere.
şaşırırsın.
gece şaşırtır.
ama geceleri ya uyumak içindir ya da sevişmek için
uyku ise dünyadaki en güzel en tatlı şeydir.
bu yüzden geceleri uyumak gündüzleri evrenin güzelliği ile ruhu doyurmak gerekir.
geceleri uyumuyorsan da müziğin ritmine kapılıp bağıra çağıra arkadaşlarına şarkı söyleyerek sarhoş olmak gibisi yoktur.
son zamanlarımda böyle geçti güneşi görmeden uyuyamadık ki sabah herkesin işi olduğu için uykusuz günlerce çalışmaya çalıştık (:
2 gün önce eve 6.da girdiğimde tv karşısında uyuyakalmışım annemler odama götürmüşler telefonum defalarca çalmış ne mesajları duymuşum ne çağrıları ve sabah 8 e kadar aralıksız uyumuşum.
uyku gibi yar olmazmış onu anladım (:
ve bir ayın 3ü vakasınında üstesinden gelmiş bulunmaktayım.
ve... dolunayın kadehlerimizi aydınlatacağı güzel zamanlarımı yazmak dileğimle (:


Perşembe, Şubat 28, 2013

yedi kocalı damla




maraton dedikleri bu olsa gerek. uykusuz geçen 4-5 günün ardından akşam 7 de uyuyakalmamın ve sabah 8 e kadar aralıksız uyumamın başka açıklaması olamaz. evet evet adı maraton bunun.
bir anda etrafımdaki kişi sayısının değişmesi ve yeni yüzlere bu kadar çabuk alışmam keyifli olmaya başladı.
içmeceler gezmeler hatta alınan biletler ve planlanan geziler dışında olmazsa olmazlarımız fal seanslarımız daha bir hız kazandı. ama geceleri bakılan fallardan hayır çıkmazmış onu geç fark ettik. 
yine de en çok güldürenler onlar oluyor.
seneye yurtdışında mı yaşayacağım yoksa mart ayında tanışacağım adamla mı güzel zamanlar yaşayacağım ve onlarca senaryodan hangisi gerçek olacak beklemedeyiz.
herkes benim dediğim olacak moduna girdiği için korkmaya bile başladım
ya sonunda yedi kocalı damla olursam (:
neyse ki ben bi tanesini bile zor idare ederken ikinci üçüncü hatta yedi tanesini ... yoook anacım yooooook imkanı yok!
hele ki erkek cinsine bu kadar kin doluyken hayatta olmaz
yakın zamanlarda benzer şeyler yaşayıp ayrılan kız arkadaş sayımızın artması da enteresan bir tesadüf oldu.
aydilge kızımızın söylediği gibi kaç yüzü varmış bu adamların bilemedik.
ama hepsi şerefsizlik konusunda birbiriyle yarıştığı için her birine birincilik ödülünü verdik! hatta en son biri yaptı yapacağını ve iskenderin sözünü bugünün sözü olarak yazdık kenara.
"Sana güvenip teslim olan bir kadına fahişe dediğin sürece, pezevenklikten terfi edemeyeceksin.."
bu sözümüz de sütü bozuk insan olamamış canlılara gitsin.

Pazar, Şubat 17, 2013

Domino Etkisi (Part. 12142541276543..)

Domino etkisi diye bir şey var ki bunu yaşayan erkeğin vay haline =)
kadınsal tepkimeler. domino etkisi. her duyan küfür eder beddua eder ve mütiş bir sinerji oluşur. kaçış yok. birinden biri hedefe ulaşır!
Kısaca anlatayım.
Oğlumuz kızımızın canını yakar ağlatır fln hatta aldatır ya işte o zaman bu etki durumu devreye girer.
Kızımızın gözünden akan her damla yaş için erkek onlarca beddua almaya başlar.
Bu olay zincirleme gelişir. Bilirsiniz biz kızlar bir olayı telefonda saatlerce konuşur aynı konuyu buluşunca yine konuşabiliriz. Bu böyledir. Hele ki durum aşklı meşkli bişiler ise konseyler toplanır kararlar alınır. Şaşmaz yani!
Gamze ayşeyi arar. Ayşe üzülür beddualarını küfürlerini eder eder sonra hemen elifi arar. Elif dayanamaz gamzeyi arar. Gamze tekrar ayşeyi arar o sırada elif fatmayla konuşur ona anlatır kızlar duruma dayanamaz küfürler kötü senaryolar havada uçuşur ve Fatma dileği alıp gamzeye gider o sırada bu durum wattssaapppta smslerde tlf konuşmalarında uzaarrr gider. Ne mi olur Gamze arkadaşlarıyla durum senaryoları üretir ortaya komik diyaloglar çıkar kızımız ağlar zırlar o ağlayıp üzüldükçe diğer kızların öfkesi nefreti artar. Ve canı yanan kızımız bu kötü dönemde konuşma ihtiyacı hissettiği için önüne gelenle konuşur her konuştuğu da bedduasını eder. Yani en basitinden
“boyu posu devrilesice Allah belasını versin iki yakası bir araya gelmesin o pis Hayrettin’in” derler.
Derler mi derler.
Hayret bişi yani.
Hayrettinlik işler bunlar.

Neyse romantik komediye girdik yanıma tek başına film izlemeye gelmiş bi genç oturdu önce gay olduğunu düşündük tek başına hem de romantik komedi. Akıl almaz durum. Ben film izlerken hiç susmayan tiplerdenimdir. Yanımdakilere laf yetiştirirken bi baktım yanımdaki çocukta bizim muhabbete girmeye çalışıyor. Tabi filmi izleyenler anlar aynı sendromları aynı dönemleri bire bir yaşadığımız için sonraki sahneyi tahmin etmekte zorlanmadık. Çok eğlendik çok keyifliydi hatta filmin son 15 dk artık bitmesin diye söylenmeye başladık. Film 4 saat sürse izleyebilecek kapasitemiz vardı=) neyse hep o yakın arkadaş diye gezinen pislikler yüzünden oluyor bunlar. E tabi çeyrek akıllı Hayrettinleri es geçmemek gerekir.
Ama işin özeti Teo abimizin dediği gibi
Kadın ağlar, erkek bakar
Kadın duyar, erkek duymaz
Kadın sorar, erkek susar
KADIN GİDER, ERKEK İÇER

Bugün hava çok güzeldi deniz mükemmeldi. Özlemişim denizi. Hatta şu huzuru keyifi özlemişim. Yeni insanlarla tanışmayı seviyorum. Farklı hayatları gözlemlemeyi ve mantıklı insanlarla konuşmayı seviyorum. Son zamanlarımı yeterince boş harcamamın verdiği can sıkıntısıyla söyleyebilirim ki bir şeyler öğrenebildiğim insanlar iyi ki varlar.

yazıma son zamanlarımızın en tatlı ve filmimizinde en etkili şarkısıyla son verelim.


Salı, Şubat 12, 2013

yaz çiz boz, don dolaş gel hep aynı şeyler..

yaz çiz boz, don dolaş gel hep aynı şeyler..
bu aynılıklardan bunalmışlığın verdiği yetki ile yazmaya başlıyorum.

2013 benım yılım olmak zorunda dedim. çünkü 2012 kadar salak saçma geçebilecek başka bir yıl daha olamazdı ve bu gidişata dur demenin en kısa yolu en hızlı zamanı yeni gelen yıl idi.
yeni yıl yeni umutlar yeni başlangıçlar demektir diye boşuna söylenmez
yeni bir işim oldu
gayet hoş bir iş. seviyorum işimi. 
iş arkadaşlarımı falan filan keyfim tıkırında
14 şubat geliyormuş çokta umrumda.
(bulunan güzel kılıflardan)
aslında gereksiz para harcanmalık diye düşünen öküz kazma odun karışımı erkekler gibi düşünmüyorum tabiki de. sadece durumu yumuşatıyorum ;)
ayrıl barış ve bolca baş ağrısından oluşan bir dönemi bitirmiş bulunmaktayım
okulunda son dönemi kaldı bitse de gitsek moduna girdim bile
ayrıca daha balomda ne giysem telaşına girdim bile!!!
hangi renk olsun diye düşünüp duruyorum uzun mu kısa mı
omzu açık mı sırtı açık mı askılı mı tek omuz mu omuzsuz mu yoksa hiç biri mi
çok şık var ve işin en kötü yanı hepsi birbirinden mantıklı ve güzel geliyor.hepsini ve her rengi giyemeyeceğime göre. gökkuşağı gibi de dolanamayacağıma göre acilen karar vermemin vakti geliyor.
ooofff bee! ben böyle değildim yaşarken oldum abilerim ablalarım.
neyse mart gibi dönerim tekrar.

Cuma, Ocak 11, 2013

çünkü çayı şekersiz severim.

çayı şekersiz, kahveyi fındıklı, jelibonların turuncusunu, havanın güneşlisini-kremşantimsi bulutlusunu, çiçeklerin güzel kokanlarını, evlerin renklisini, halının az desenlisini, amcanın bıyıklısını, teyzenin gözleri gülenini, kızların güzel kokanlarını, erkeklerin uyumlu giyinenlerini, arabaların beyaz olmayanlarını, konserlerin en zıplamacalısını, şarkıların neşelilerini, kazakların kaşındırmayanını, elbiselerin rengarenk olanlarını, botların harley olanını, montların rönesanstan gelmiş gibi olanlarını, denizi, denizin her halini, sevgilinin eğlenceli olanını hayal kurulanını, dostun az öz olanını, burçlardan ateş gruplarını, sodanın limonlusunu, biranın limonlusunu, leman'ın tavuklarını, yemeğin acılısını, şarabın sodalısını, çikolatanın çok fıstıklısını, insanların inançsızını, hayvanların uyumlusunu, kışın yazı- yazın kışı severim.

çok şeyi severim. ama sevmezsem bir kere bir daha sevemem. bu nedenle sevdiklerim sabitlenir.
sevmekten vazgeçersem çayı şekersiz içmeyi. o zaman çay içmeyi bırakırım.
çünkü çayı şekersiz severim.
şekerli iken benim çayım çay olmaz o başka bir şey olur.
bu nedenle umarım çayı sevmekten vazgeçmem!
vazgeçersem hangi versiyonda önüme konulursa konulsun zihnimdeki yeri aynı kaldıkça değişmez sevgisizliğim. ama ingiliz çayını merak ediyorum! hem ona çay da demem. başka bişi derim

dimi dimi ^_^

Pazartesi, Ocak 07, 2013

hava sıcakken kahvenin dumanı belli olmazdı...




hava gibiydi.
güneşli ama soğuk.
içerden bakınca sıcak, dışarı çıkınca soğuk
içeriden bakmaya alışmış gözleri kabul etmedi gerçeği
gördüğüne inandı
hissettiğine inandı
ama hava oyun oynuyordu
sonra en sevdiğinden fındık aromalı kahvesini aldı
geçti en sessiz köşesine
maviye bakıyordu
elleri sıcacık olmuştu
dışarısı güneşli 
her yer sıcacık idi
kulaklığını taktı
bu şarkı çıktı biraz dinledikten sonra sonraki şarkıya sonrakine geçti...
en son
"bu şarkı" çalıyordu ... sonuna kadar dinledi..
şarkı bitene kadar kahvesinden çıkan dumanı izledi
hava sıcakken kahvenin dumanı belli olmazdı onu fark etti
sonra camı açmak istedi
hava ile yüzleşmek
buzz gibiliğiyle karşılaştığında şaşırdı
o an gördüklerinin, düşleriyle, hissettikleriyle, gerçeklerle aynı olmayacağını anladı.
ve mp3'üne yeni şarkılar atması gerektiğini.

Cumartesi, Ocak 05, 2013

sessiz, ama sağır yapan savaş...

devrikmiş cümlelerim. eksikmiş kelimelerim...
yazıyorum ve yazdıklarım yetmiyormuş.
ayraçları kaybolmuş tozlanmış kitaplarım.
...ve kirlenmiş teker teker rengarenk tokalarım. baktım
sonra tekrar baktım ve,
"söyleyecek sözüm olmuştur hep, ben hiç böyle suskun kalmadım"
dedim içimden...
sonra sevgilinin dizine koymak istedim başımı.
uyuyordu..
yastığıma koydum başımı... yastığım ıslandı. o uyuyordu fark etmedi...
geceleri uyurdu, gündüzleri de... o her fırsatta uyudu.

uyanık zamanlarından uzaklaşmıştık.
onun uyanmasını o kadar çok zaman beklemiştim ki..
gözyaşlarıma karışan makyajım kirletmişti yastığı.
ve yavaş yavaş benimde uykum gelmeye başlamıştı...
sevgili bir ara uyandı.. 
o uyandığında benim uykum gelmişti...
ayaktaydı.
başımı dizine koymak istediğimde yine uzanamadım karşı tarafta aynaya bakıyordu..
önce sitem etti uyandırmadığım için 
sonra yine sitem etti uyuduğum için.
uyanık kaldığım, uyanması için beklediğim zamanları bilmeden ve onu izlerken gözyaşlarım dökülürken çıkmayan sesimle uyan lütf... diye seslenişlerimi duymadan...
sadece sitem etti.