Perşembe, Kasım 06, 2014

Öz eleştiri, empati diye avaz avaz susarız anlaşılmak için..




Bahar geçmesi kış gelmesi aralığında ufacık odamda geçiriyorum günlerimi. Bitki çaylarım, sınava hazırlık kitaplarım ve sigaram ebedi dostlarım haline geldiler. Şuracıkta duruyorlar ve hep oralarda kalacak gibiler... 
Kendimle tekrar karşılaştığım günlerden yazıyorum.
Biraz sitemli,
biraz kırgın,
biraz uzak,
biraz yorgun,
biraz biraz biraz (..)

İnsan elindekinin değerini kaybetmeden anlamaz derler ya aynen öyle işte. Kaybetmek lazım, kaybettiğini anlamak içinse uzaklaşmak lazım. Olabildiğince soyutlanmak hatta belki kendinle tanışmak gerekir. Öz eleştiri, empati diye avaz avaz susarız anlaşılmak için.. Bu durumu çuvaldızla baş başa kaldığımızda fark ederiz. Önemini, değerini, yargılarını, gereksizlikleri, gereklilikleri ve daha nice duygu durumlarını anlayabilmek için çuvaldızcığımızı en tatlı yerlerimize acı acı batırmak gerekir. Mazoşistliğin dibini görmek gerekir. Ya da önemsemeden "hiç" kelimesini özümsemek yeterli olacaktır. 

Bense kulağa küpe olsun diye unutmuyorum olanları, kötülükleri, bencillikleri, gösterdiğim özveriyi görmeyişlerimi, zamanı çöpe atışlarımı.. evet unutmayayım diye herbiri aklımın bir köşesinde kazılı.

Neyse...;
Bu yazdıklarımı okurken , kulaklarındaki ugultuyu ben şu anda hissediyorum. tesadüf yok bu yazıda, hersey olması gerektigi gibi, biliyorum . korumaya aldıgın hayatın , dısardaki sesleri duymanı engelliyor. en çok ta benimkini . Sırf bu nedenle ne dersem diyeyim hepsi uzaya fırlatılmış taş gibi amaçsız kalacak..

ama bilmenizi isterim ki kimse ak kaşık değil.. olamaz da. dünya güzel bir yer eşsiz bir döngü üzerine kurulu ve diyeceğim şu ki, "yaşattıklarını yaşamadan ölmez kimse!"



Hiç yorum yok: