Pazar, Kasım 27, 2011

Huyum kurusun.



Merhaba, ilginç günlerim olmaya başladı benim. Hiç adetim olmayan eylemlerde bulunmaya, bunları düzenli hale getirip hayatımın parçası yapmaya başladım bile. Bu arada havalarda iyice cozuttuuu yani hiç beğenmiyorum hallerini tavırlarını. Böyle bir afra tafralarda! Ne ayak anlamadım? Şu sıralar sabah 6 da kalkmaya başladım (mecburi). Yoksa delimiyim o saatte uyanayım? Hava öyle soğuk oluyormuş ki hiç bu kadar üşümemiştim. Sabah kalkacağım saati erteleye erteleye çıkamıyorum yataktan miskin miskin sıcacık birkaç dakikanın pazarlığını yapar hale geldim. Sakide hep uyuyor bu sırada. Tabi anne üşümüş umrunda değilll!!! Evlat evlat dedik o da fos çıktı! Hey yarappiiim..



Son dakikaya kadar yatakta yarı uyku halinde yatarken bir anda çıkıyorum ama o da ne! Buzz gibi. Dişlerim birbirine çarpıyor, burnumun ucu üşüyor, hatta içim titriyor resmen… Bu hengame arasında annem peşimden yaptığı tostlar ile koşuşuyor hatta kapıdan çıkarken bile bir şeyler yedirmeye uğraşıyor. Canım annem işte! Bir tanedir ooooo.



Bir yandan tostumu yemeye çalışıp bir yandan giyiniyorum ve apar topar evden çıkıyorum. Dışarısı daha soğuk. Hava bile aydınlanmamış tam olarak. Sabah ayazı var yaaa offf! Otobüse bindiğim an nirvanaya ulaştığım an oluyor resmen. Yolda kitap okumayı çok severim yani hergün geçtiğim bildiğim yollarda. Ama sabahları insanları izlemek çok daha keyifli oluyor. Güneşsiz havada güneş gözlüğü takan takıp takıştıran süslü püslü teyzeler çok şeker ama fena komik geliyor gözüme. Bi anda gözlüklerini çıkartasım geliyor. Bir de gıcıklığım üstümde. Başımda yer vermemi bekleyen orta yaş teyzeleri görüyorum görmezlikten gelip her durakta inecek(miş) gibi yapıyorum yaaa. Başımda inene kadar bekliyorlar. O sırada yaşlı bir amca görürsem kaçırmayıp hemen yer veriyorum ki yüzlerini görmelisiniz. Orası benim hakkımdı çocuk! Der gibi bakış atıyorlar. Tabi küfürlü gözleride es geçmemek gerek.

Aaa buarada fevkaladenin fevkinde gelişmelerden bahsetmedim. Bir dönem ben çok kilo aldım resmen 2 beden büyüdüm. Hatta eski halimi bilen herkesin gözlerinde dillerinde aynı cümleler. “Damla ne oldu sana!”. Üzülüyordum gerçekten bu duruma ama ne yapayım. Hatta eski erkek arkadaşım bi yerde görmüş fotomu başka bir arkadaşıma sormuş “Damlanın sağlık problemi mi var?” diye. Çok gülmüştüm bunu duyunca. Neyse ki geçti gitti. Guatr ve gece yenilen yemekler öldürdü beni. Sonrasında pantolonlarımı ayırmaya başladım içlerine giremiyordum. Bu durumda beni mutsuz ediyordu. Veee tekrar kıyafetlerim ile aramı düzelttim. Artık çok tatlıyız. Kotlarımıda çok severim. Kıyafetlerim ile aramda bir bağ kurarım hep. Sevgi doluyuz anlaycağın. Neyse şimdi de ufak bir problemim var. Kilo aldığım dönemlerde severek aldığım kıyafetler olmuştu. E onlar olmuyor? Bol gelmeye başladılar…



Neyse ben onları kenara kaldırmaktan mutluluk duyacağım. Üstümde güzel durmayan bir şeyi sevmem. Yanımda güzel durmayanı da sevmem;)

Ahaha lafımıda sokarım derdimi de anlatırım. Tipik Damla olayı.

Yatmadan önce 3 tabak yemek yedim tıka basa doydum hatta yerimden kıpırdayamayacak kadar doydum. Sonra yatağıma yattım ve kalktığımda acıkmıştım. Fena acıktım. Karnıma kurt girmiş olmalı. Uyandığımda ise bana büyük bir süprizzzzz başım ağrıdan çatlıyor. Hiç ağrımazdı noluyor anlamadım! Huyum suyum değişti resmen!

Şu sıralar bir de, yaşlı dersem ve bir gün denk gelir okurlarsa ayıp olacağından orta yaşlı hatunlarla çok sık biraraya gelir oldum. Çok keyifli çok eğlenceliler. Geçen gün kalkıp bilmediğim halde roman havası oynamaya çalıştım. Hatun işveli işveli döktürürken ben şapşal şapşal oynamaya çalışırken epey komik görünüyordum.
Bu sırada onlardan Aşk konusunda öğütlerde almadık değil. Büyük sözü dinlemek gerek buna kanaat getirdim yine ve yeniden.


Eşini iyi seçmek gerekirmiş. Bununda onlarca kriterini saydılar. Haklı buldum. Mantıklılardı... ve mutlu evlilikleri vardı... 25-35 yıllık evlilerin tecrübelerine kulak asmak iyidir sanırım;) Herkesin aşık oluşları başlangıçları farklı başka güzeldi... Güzel başlangıçlara diyelim...


Bu arada romantizm önemliy(miş)!

Müzik listemi de değiştirdim güzelde oldu bence. Tadına ilk sahile doğru tek başına yürüyüşte baktım. Çok güzeldi şarkıları karışık çaldırmama rağmen sıralama iyi oldu. Hava da deniz de çok güzeldi şansıma. Mutluydum yani. 



Neyse Saki beni yatak gibi görüyor olmalı nerde görse çıkıp yatıyor bi güzel uyuyor. en son omzumda ayakta uyuyakaldı. sıpa sıpa sıpaaaa anası yesin onu der yazımı bitiririm. 

Cuma, Kasım 25, 2011

Ama herkes kadar günahkarım;)



Keyifli bir şarkı daha.:)



Çok sevdim seni 
Çok üzdün üzdün beni 
Uykusuz bir gece
Ve saat epey geç 
Aklımda bir sorun var ve elimde cevap
Sabah olsa ben bi kere sızsam 
Ve sonra tekrar uyanıp da konuşsam 
Hayat hayat diye ben hayat hayat dinle beni! 
Bırak bırak peşimi bırak bırak peşimi beni 
Hayat ben vazgeçtim! 

Bu dünya çok elips hayat çok edepsiz 
Adımı bile koymuşlar benden habersiz 
Belki konuşmak da yaşamak gibi
Belki çok gereksiz çok gereksiz 
Bedenim senin ama hayat ruhum asla! 
Diye ben hayat hayat masumum 
Bırak bırak peşimi bırak bırak peşimi benim 
Hayat ben vazgeçtim! 

Geri ver geri ver geri ver 
Her şeyi herşeyimi herşeyi baştan! 
Yeni baştan çok üzüldüm çok üzdüler beni! 
Hayat sayende o insanlar 
İnsanlar insanlar var ya 
Hepsi hepsi kadar en çok masum 
Ve biraz da suçluyum 
Ama sen çok günahkarsın hayat
Hala masumum hala masumum hayat
Ama herkes kadar günahkarım(Çok üzdün beni hayat) 
Çok çok sevdim seni hayat 
Sevdim sevdim seni ama 
Hayat seni ben seçmedim!! 
Çok Çok üzdün beni hayat üzdün üzdün beni hayat!! 
Hayat seni ben affetmedim!!!


Neden hep pencerede bekleyince daha çabuk gelir sanır o bekleyenler...

hala saklı bir yerde o görmediklerin
o bilmediklerin, içimdeki acılar...
hala kaldı bir yerde o hissetmediklerin,
hiç sezmediklerin,
içimdeki aşk...

geçmişi hatırlatır...
hatırlatır bu yağmurlar...
bu yağmurlarda kaybetmiştim seni.
ve karanlığı hatırlatır...
hatırlatır bu rüzgarlar...
bu rüzgarlar alıp gitmişti benden seni.

ve şimdi sokaklar...
sokaklar yalnızlığa çıkar...
yıldızlar gökyüzüne...
gece olunca bişeyler çöker yeryüzüne
soğuk ıssız sessizce...

neden hep pencerede bekleyince daha çabuk gelir sanır o bekleyenler...
neden o kaldırımlarda yüzlerini göremediğim insanlardan biri sanırım seni sen bilmezsin...
bilmezsin nasıl olur insan
nasıl olur aysız gece yalnızken...
üşüdüğünü sanırsın aniden,
ağladığını duyarsın birinin içinde hıçkırarak sessizce..

ellerin... ellerin...
ellerin cennetimdi benim...
gözbebeklerinde kendimi görmek istedim...
istedim bir sabah...
güneş doğarken güneşe gülümsemek,
güneş batarken başımı omzuna dayayıp, kapamak gözlerimi dünyaya...
kapkaranlık bir gecede saçların ellerimde,
ay ışığının ışığı yansırken kirpiklerinden yüzüme...
sabaha kadar yanında uyumak isterdim bir gece...
sessizce...






Pazartesi, Kasım 21, 2011

Anılarım...

Bu hümanist görüntümün altında hayvanları daha çok seven şirin bir yüreğe sahibim. Cinsi ırkı ne olursa olsun onlara olan sevgim daha yoğun oldu hep. İçten sevdim, candan yaklaştım. En korkutucu görünüşe sahip olanlara bile sevgi ile bakabildim. Karşımda kocaman kaplan ve aslanları gördüğümde aramızdaki mesafeyi arttırsam da sevdim onları. Uzaktan uzaktan agugu bile yaptım. Fark etselerdi eminim onlarda beni severlerdi. Ama uzaktık işte. Korkumdan değildi yanlış anlaşılmasın. Saygımdan idi… 


Onların hislerinin inanılmaz kuvvetli olduğunu düşündüm hep. Hatta küçükken düşüncelerimizi okuduklarını düşündüğümden kötü bir şey düşünmekten vazgeçmiştim. Bu nedenle sevmek alışkanlık halini almış olabilir. 

Ulaşılabilirliği ve iletişimin kolaylığı nedeniyle kedi ve köpekler hayatımızın içinde olmuştur. Evlerimizde bahçelerimizde orda burada her yerde onlarla karşılaşmışızdır. Belki de bu yüzden onlarla iyi anlaştım, yakın arkadaşlıklar kurdum. Arkadaşlarım gibi oldu onlar hep. Görünce eğilip onları sevmek onların bakışlarındaki sıcaklığı görmek bir başka doyurdu ruhumu. 

Gelelim anıcıklarıma...

İlk hayvanlarım üç tane civciv idi. Çıtır Pıtır Kıtır koymuşum isimlerini. Onlarla çok şeker anılarım geçmiş. Anneleriymişim gibi davranmışım hep. Gün geçtikçe civcivler büyüdükçe büyümüşler. Ve sonunda babamın “onlar gezintiye çıktılar gelecekler”. Sözünden sonra bir daha göremedim. Beni kandırmışlar. Anlatmıyorlar ama sanırım civcivlerimi onlar yediler. Tabi tavuk olmuşlardı ama ne fark eder! Üzülüyorum hala üç kızıma…


Sonrasında babam bir gün koyun getirdi keçi de olabilir bilmiyorum işte. Bana arkadaş getirdi sandım ve sitenin arkasında yer hazırladığımız arkadaşım için evden hep yemek çalıyor sabahları erkenden kalkıp yanına gidiyordum. Onunla oynamayı daha çok sevmiştim. Akşamları zor giriyordum evde anneme sürekli ondan bahsediyordum fln. Neyse kurban bayramı geldi ve o öldü… Ben babamı yanlış anlamışım bana arkadaş getirmemiş. Dini amaç için misafirimiz olacakmış… O günden beri koyun kuzu eti yemem… Hala aklımda boncuk boncuk bakan gözleri… kıvır kıvır tüyleri…

Daha sonrasında yani bu kadar hüsrandan sonra hayvanları dışarıdan uzaktan sevmeye devam ettim. Ta ki doğum günümde bana gelen minik muhabbet kuşuna kadar… Adını da koyup getirmişlerdi. “Boncuk” sarı tüyleri vardı. Çok güzel minicik gagası vardı böyle çok şirindi… Ufacık kara gözleri vardı… Geçmiş zamanlı anlatımımdan sonunu tahmin etmişsinizdir aslında. Boncuk’un kanatlarında problem vardı sanırım hiç uçamadı ve kafeste de yaşatmadık onu. Hep dışarıdaydı… Baya alışmıştım varlığına… Bir gün dışarıda arkadaşlarımla oyun oynarken annem çağırdı beni eve. Her zaman olanlardan sanıp söylene söylene gitmiştim. Babam koltukta oturmuş yüzünü eğmiş üzgün görünüyordu… Bişey olduğunu eve girdiğimde hissettim esasında. Sonra noldu derken Annem durumu anlattı. Babamın gözleri çok az görüyor. Boncuğu görmemiş… Yerde olduğunu fark etmemiş… Bastığında hissetmiş… Ama geç olmuş hissettiğinde… Ben duyunca babama çok kızdım ağladım günlerce… Bahçeye gömdük onu… Her gün gidip su dökerdim üstüne… Ne bileyim çiçek olmadığını… Sanırım su dökülmesi gerektiğini düşündüm… 


Bu sırada bi kaç hafta babama küstüm. Aynı masaya oturup yemek bile yemedim hatta…

Sonra küçük bir fanus ile balıklar alındı… Lepisteslerdi çok şirindiler ama ben oldum olası balıkları sadece rakı masasında sevdim… Balık sevgisi ayrı bir şey sevenlere sayanlara saygılarımla… Annem, canım annem… Ufacık balıklara atmışta atmış yemi… Sonrası malum… Sabah kalktığımda balıklar suyun içinde değil üstünde duruyorlardı…





Bu kadar hezimetten sonra uzaktan sevmeye devam ettim…

Uzaktan sevmek gerekiyormuş üzülmemek için…

Sonrasında bir Saki’m oldu. Ben istedim… Kardeşlerinin arasından ben aldım. Çünkü hepsinin başka aileleri olacaktı…

En yaramazını seçtim. Ufacıktı avcuma sığıyordu hatta abartmıyorum cebime bile koymuştum. O kadar minikti… miniminnacıktı… oyyy hatırlayınca duygulandım… Bebekliğinde ele avuca sığmaz çok yaramazdı kendini sevdirmekten nefret ederdi. Öyle kedi mi olurmuş hiç demeyin. Olur. Oluyormuş. Sonra bi anda büyüyüverdi… Kendini sevdirmeyen yaramazımız yanımdan peşimden ayrılmaz oldu… Sürekli arkamdan yürüyor yanımda uyuyor ben evde yokken yatağımdan çıkmıyor. İlginç ve çok güzel bir bağ oluştu aramızda… üzgünsem kucağıma alıp ona sarılmak koklamak mutlu olmama yetiyor… Mütiş bir terapi yöntemi… Annelik duygularımı tam anlamıyla ortaya çıkaran bir evlada sahip oldum…





Geceleri onunla uyumak öyle huzurlu ki bunu tarif etmem mümkün değil. Son zamanlarda hastalandı… Kusmaya başladı… İlk gördüğümde çok korktum herkesi ayaklandırdım sonunda doğal bir durum olduğunu öğrendim. Bu gece yine geçti kenara halıdan uzaklaştı… duvarın köşesine gitti arkasını döndü ve kustu… Sonra sürekli yanımda olan Saki utandı ve yanıma gelemedi diğer köşeye gitti önüne bakmaya başladı. Epey kaldı orda öyle sonra gittim onu sevdim kucağıma aldım ve mırr mırrr demeye başladı… Canım oğlum… Utanırmışşşş tatlıymışşş. Yesin onu annesi! Ölsün annesi ona…


Pazar, Kasım 13, 2011

Neden yazıyorum? Neden blog...?

Unutkanım ben… Hemen her şeyi unutabilme yeteneğine sahibim. Yani o kadın zekası bende yok esasında. Bir şey olur ve unutmazlarya bir ömür akıllarındadır ellerinde hep kozları vardır. İşte ben onlardan hiç olamadım… Konuşulanları geçtim, olayları bile çoğu zaman anımsayamadığım oldu. Çok dertliyim bu konuda… Sevgili ile girilen tartışmalarda unutkanlığım yüzünden çemkiremedim hiç… Ya da beni çok kırdığını bildiğim birini görünce neden kırdığını anımsayamadığım için bir şey olmamış gibi davrandım çoğunlukla. Durum böyle iken bu duruma bir dur demem gerekiyordu sanırım…

Ne yapabilirim diye düşünürken günlük tutmaya karar verdim. Öyle şirin defterler bile aldım. Hemde çok yaptım bunu ama hiç yazamadım… Tembel insanım yazmaya üşeniyorum zaten sıkılıyorum hemen. Bi de yazım baya çirkin… Ne yapayım herkesin el yazısı güzel olmayabiliyor… Benimki o kötülerden işte.

Sonunda blog almaya karar verdim. Yaşadığım olayları hislerimi tepkilerimi unutmayayım diye yazmaya başladım. Çokta sevdim kendilerini. Eğleniyorum yazarken. Aptala yatıp dalga geçmeleri çok severim onu buradan yapıyorum. Laflarımı ulaşması gerken yere ulaştırıyorum. Bir de eski yazılarımı okuma alışkanlığım var. Sürekli durum güncellemesi halindeyim ruh halimin aşamalarını gel gitlerini gözlemliyorum. Bu mükemmel bir olay bence. 2038 yılında hala yazıyor olmayı ümit ediyorum ve o zaman bu tarihlerdeki yazılarıma bakıp neler düşüneceğimi de merakla bekliyorum. Cümlelerim düşüncelerim ne denli değişecek, yaşanmışlıklarım benim kişiliğimi nasıl etkileyecek, kimler olacak kimler kalacak kimler gelecek… Daha kaç kişi için bir şeyler hissedeceğim bunlarıda merak ediyorum. Bunu öğrenmenin güzel bir yolu bence…

Blogumu seviyorum…

Burası benim…

İyi ki almışım diyorum;))

Son olarak tanımadığım insanlarla konuşasım var... Yeni cümleler okuyasım var...

Cumartesi, Kasım 12, 2011

zaman mı yanlış??? geleceksin...gelmelisin...


Hoşgeldin...
Bu gece rüyamdaydın
yine bi göründün ve hemen arkanı döndün
yüzünü göremedm ama sendin !!!
sıcaklığını hissetmemek mümkün mü?
kalbımın atışlarını duymamak...
taa uzaktan gelen etrafımı sarmalayan kokunu almamak...
o an nasıl heyecan yaptı kalbim bilemezsin
salıncakta sallanırken insanın içi çekilir ya onun gibi bişey işte...
yanaklarımdakı kızarmayı sıcaklığından hissedebiliyordum...
avuçlarımda terledi...
görmeliydin o halimi...
birine böylesine tutkuyla aşık olmak... bağlanmak... sewmek...
ben uzandım...sen kayboldun...
ellerine dokunmaktı tek istediğim
bi parça huzur...
tarifi olmayan mutluluk...
aniden kayboluşların
aniden gelişlerin...
aniden...
ani...
yine sen hep uzaksın...
hiç gelmedin...
gelemedin...
zaman mı yanlış?
belki de...
ama geleceksin gitmemek üzre geleceksin...
o zaman işte uzandığımda sana dokunabilmeyi
ellerini tutmayı...
o sonsuz huzuru bulacağım...
kızaran yanaklarımı sen göreceksin...
terleyen ellerime sen dokunacaksın...
kalbimin atışlarıyla dalga bile geçeceksin...
ama geleceksin...
gelmelisin...

27 Aralık 2009 Pazar, 20:50 


Sen gitmeleri seversin...

Biriktirip atmıştım kuytularıma sana ait her şeyi
Onca zaman saklayıp bir kere bile gün ışığına çıkarmamıştım
Bir damla yaştın gözümde…
O yaş aktı
Yanağımdan süzülürken rüzgar akıp gitmesine izin vermedi…
Yüzümde kurudu…
Yine benden gidemedin
Oysa sen…
Sen gitmeleri seversin…
“gitme ile başlayan cümlelere
“geliyorum” ile başlayan yanıtları veren…
Sonra sözde gelen yine sensin…
Bu sefer gelme!!!
Düşlerimde kal… 

11 Ocak 2010 Pazartesi, 09:17


Cuma, Kasım 11, 2011

BAYRAM HEDİYE'M

Zaman ilerledikçe, yüzlerdeki kırışıklıklar arttıkça ve en en önemlisi, ölümün o soğuk tadına baktıkça, anı yaşamanın gerekliliğinin farkına varıyorum. Varmalıyız da aslında. Tadını çıkartarak, anların tadını özümseyerek geçirdiğimizde, o anki havanın bile bir farklı koktuğunu açık yüreklilikle söyleyebilirim…

Olgunluk denilen şey ile tanışınca insanın üzerine bir ağırlık çöküyor, istem dışı bir hüzün, belki de sakinlik çöküyor. Ne kadar eğlenceli olsa da düşünceleri, gözleri daha derin bakıyor. Bir başka bakmaya başlıyor. Çocukluğun saflığı temizliği kalmıyor elbet. Durum böyle olunca insanın büyüme isteği gidiyor içinden. “Ben büyük adam olacağım” cümlesi kurulmuyor onun yerine “Hep çocuk kalacağım” gibi cümleler kurulmaya başlıyor. Ne acı değil mi?  Mütiş bir paradoks esasında. Hatta değişimin ve dönüşümün en net göstergesi bence..


Geçenlerde dini bayramlarımızdan birini kutladı(lar).  İşin eleştiri boyutuna girmeyeceğim ancak şunu söylemeliyim her şey amacından başka yöne sapıyor bu nedenle pek mantıklı bulmuyorum. Hatta gereksiz bulduğum söylenilebilinir.
Bayramda ne yapacağını bilemez şekilde dolanırken bi anda kendimi Saki’yi ilk gördüğüm yerlerde buldum. Canım Saki’m benim. Neyse daha sonra uzun zamandır aklımda olan bir eylemi gerçekleştirmek için yola koyulduk.

Dışarıdan bakınca huzurlu güzel görünen hoş bir yere girdim avlusu bahçesi epeyce büyüktü. Yani tahminlerimin dışında bir yer ile karşılaşınca şaşırdım epey. Sonra tek tek herkes ile tanıştım, ellerini öptüm, gözlerine baktım, konuştum, hatta dinledim en çok. Bir sürü anı ile karşılaştım. Karşılaştıkça irkildim, gözlerim doldu, ağladım, imrendiğimde oldu, nutkumun tutulduğu anları yaşadım…

O güzel ve özel günden birkaç hikaye anlatmak istedim…
Öncelikle ilk görüşte boynuma sarılan lila rengi parlak gömleği ile pek bi afili duran Hacer teyzeden bahsedeyim biraz. Kendileri 2 tane çocuğu büyütüp okutup çok iyi yerlere gelene kadar emek vermiş ancak eşi öldükten sonra yalnız kaldığı için huzur evinin yolunu tutanlardan… Bilindik hikayelerden yani hikayesi… Hemen kolumdan tutup hobi odasına götürdü ve yaptığı takıları gösterdi. Öyle güzel öyle heyecanlıydı ki bi de beni çok sevdi sanırım. Çok tatlı davrandı bana. Bende ona çukulata verdim boynuna sarılıp öptüm yanaklarından sonra diğerlerini görmek için ordan ayrıldım tekrar geleceğimin sözünü vererek.
Sonrasında gördüğüm herkesin yanına gidip konuştum ve onlara çukulatalarımdan ikram ettim. Ağızları tatlansın diye. Bir de ellerini öptüm sarıldım bazılarına. O sırada lobi gibi bir yer var ortak alanda oradaki teyzeleri gördüm yanlarında giderken pek bi konuşkan olan Ramazan amca ile karşılaştım. Öyle şeker bir adamdı ki böyle yanaklarını sıkasım geldi konuşma boyunca J

O’nun hikayesini dinlerken gözlerim doldu doldu taştı resmen. Böyle bir tuhaf oldum aşka inandım mesela. En azından var olabilir demeye başladım.  Amcamız Antalya’nın ilk öğretmenlerinden. Eşi de öğretmenmiş çok sevmişler yıllarca çoğu şeye göğüs germişler ve yıllar geçtikçe bedenleri zamana yenik düştükçe Ramazan amcanın büyük aşkı yataklara düşmüş. Ve 10 yıl yatalak hasta olmuş. Yıllarca her bakımını o üstlenmiş. Kimseye dokundurmamış. Kendi bakmış elleriyle. Naif bir çiçeği okşar gibi. Kırılmasından korktuğun bir eşyayı korur gibi korumuş O’nu. Ölüme yaklaşmasın diye yıllarca dualar etmiş baş ucunda. Çoğu geceyi ağlayarak sabah etmiş. O görmesin diye dışarı çıkmak için binbir bahane bulup park köşelerinde ağlamış… Sonrasında ise önce eşini birkaç yıl sonra ise trafik kazasında oğlunu kaybetmiş. O eşinin Aşkının acısını atlatamamışken evlat acısını yaşamış… Ama geride bir oğlu daha varmış. Sağolsun oğlumuz kumara düşkün imiş… Yılların birikimi olan evlerini eşinden kalan takıları kısaca eşyalara kadar her şeyini satmak zorunda kalmış amcamız… Mafya ile uğraşamamış oğlu ölmesin diye korkmuş işte varını yoğunu vermiş ona… şimdi huzur evinde kalıyor. Aşk ile sevgi ile anlatıyor yaşadıklarını. Tek bir pişmanlığım yok dercesine göğsünü gere gere anlatıyor hem de! Anlatırkende çoğu zaman gözyaşlarını bırakıveriyor yaşlanmış yüzüne…
Çok sevdim Ramazan amcayı…
Hayran kaldığım ender adamlardan… Adam gibi Adam!

Onu dinlerken karşı taraftan güzel bir ses duydum birileri inceden inceden Türk sanat müziği söylüyordu. Bilirim bir tadı, kokuyu, rengi, sesi tarif etmesi zordur ancak bu sesi tarif etmeye çalışacağım. Yaşlı delikanlıların rakı sofralarını hayal edelim. Bembeyaz saçlar kırışmış yüzler biraz titreyen eller ve arkada çalan o eski şarkılara yapılan eşlikler. Biraz kısık ses, biraz nağmeli, biraz özlem dolu, biraz aşık, biraz yorgun işte tam da böyleydi. Nutkum tutuldu demiştim ya o anlardan biri buydu işte… çok özeldi.
Kemal amca onu pür dikkat dinlediğimi görünce çok sevindi böyle tatlı tatlı güldü. Bende ona gülümsedim sonra yanına gittim elini öptüm tanıştık ve bana şarkı söyledi. Benim için çok güzel bir bayram hediyesi oldu. Duygulandım yine. Ayyyy sulu gözüm resmen. Hemen ağlayıveriyorum…

Şeker teyzelerimde oldu onlarla oturup dedikodular yaptık sonra beni görünce çocuklarını torunlarını anımsayıp hüzünle baktıkları çok oldu… Dile getirdikleri için biliyorum…


Bu bayram kendime bayram hediyesi verdim aslında… Biz onlarla bir arada olduğumuz için çok mutlu olduk… Umarım sizlerde vakit buldukça ziyaret edersiniz onları…

Buna inanılmaz ihtiyaçları var…

Yarın bizlerinde ihtiyaçları olacak…

Yaşlanıyoruz…
                                                                    

Perşembe, Kasım 10, 2011

Ey Türk Gençliği!


Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!


Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927




Çarşamba, Kasım 09, 2011

Anlayacaksın (...)

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.
Bir gün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.



Özdemir Asaf

Salı, Kasım 08, 2011

Tesadüflerle anılar.. Kulağıma küpe olsun dedim;)



Çok sıkılınca canlar, bir olup oynamak ister can sıkıntıları geçsin diye. Bizde sıkıldık geçen gün ne yapalım ne yapalım derken çıktık evden. (Bu arada biz kızlar her şeyi anlatırız birbirimize yani konuyu atlama ihtimaline karşın birkaç kez konuşulur aynı konular ve pekiştirilir iyice.) Neyse günün ayrı geçen kısmının kritiğini yaptık bu sefer epeyce uzun sürdü. Yaşanılanlar arasında geçmiş ile benzerlikler kurduk farklılıkları çıkardık masaya yatırdık konuları ölçtük biçtik kestik yeni elbiseler edindik.


Sonra mavi ile buluştuk ki Güneş’te tam batıyordu dağların arkasından. Gökyüzünü kızıla boyayan ışık topu git gide yok oluyordu. O sırada kocaman gemiler denizi süslüyor ve bizler de görüntünün tadına doyamayarak hayran hayran bakıp hayaller kuruyorduk içimizden. En azından ben yine hayaller kuruyordum. O an ki hayalim en yüksek tepeye çıkıp gün batımını oradan izlemekti. Çok güzel değil mi?



Konuşa konuşa konuşaaa Konyaaltı sahilini boydan boya yürümüşüz.

Bi ara kulaklıkları takıp öyle konuşmadan serin havada üşüye üşüye yürüyelim dedik yani söz ile demeden anlaşıp yaptık bunu. Konuşmadan anlaşmaya bayılıyorummm… neyse asıl konuya yaklaşmış bulunmaktayım.



Hava baya serin karanlık bir de yağmur yağdıktan sonraki yerlerdeki ıslaklığın verdiği güzellik ile yürümeye başladık. Stairway to heaven çalmaya başladı çok güzeldi her şey gayet tıkırındaydı yani. Biraz nostalji iyi geldi. Sonrasında Cat Stevens  Wild World çıktı ohhh misss misss dedim çok güzel gidiyorduuuu. O sırada havayı fln kokluyordum yürürken botlarımın verdiği güvenle su birikintilerine bodoslama dalıyordum. Güzeldi yani. Sonrasında Sezen Aksu “Gamze gamze bir gülüveeer şiiiimmdiiii, beni göğsüne alıver şimdi, mevsimi geldi susadım aşka benimle bir bütün oluver şimdi” dedi. Buraya kadar sorun yok ama şöyle bir geçmişe bakınca “gamzeli”ler geldi aklıma bir gülümseyiverdim. Sonra da dedim “ne ikinci baharı lan daha ben ilk baharımı yaşamadım=)))” yani biraz abartı kaçtı bu şarkı dedim. Ama şarkının giriş bölümünden de etkilenmedim değil hani;)) Tam dedim “şu mıymıy modundan çıkayım”, nerden çıktığını bilemediğim bir şarkı giriverdi “Acısa da öldürmez” diyerek. Noluyoruz oldum! Yukarıdaki benim iç seslerime karşılık gönderiyor olmalıydı bu şarkıları. Düşüncelerim ile hatta o an ki hissettiklerim ile bu denli paralel şarkıların çalması gerçekten ilginç geldi ki daha bitmedi..

Sıla söylerken şöyle bi silkelendim dedim hatun doğru söylüyor aslında niye kulak verip dinlemiyorsun!

Bir bir aklımda söylediklerin
İşe yaramaz bu bildiklerim
Hatırlamak laneti aklımın
Acımaz anlatsam hadi buyurun…

Dedim başladım kendime anlatmaya… Yüzleştim yani.
"Anlayınca çok geç oldu" diyecekken aslında geç olmadığını söyledim kendime. 

Sonra döndüm dedimki "siktir et Damlaaaaa kızım siktir etttttt. "

Sonra güldüm baya kendime kendi kendimle sesli konuşuyormuşum etraftan geçenler fln bakınca anladım kendimden geçtiğimi.  


 Hemen şarkıyı değiştirdim. Ki söz vermiştim kontrol etmeyeceğime dair. Karışık çalsın listem ve ne gelirse onu dinleyeyim diye ama olmadı. Çok fazla küfür edecektim yoksa…

 Dylan amcanın one more cup of coffe sözlerinin hemen ardından Tuğçe’nin biraz mola verelim sözleri gelince yine denk oldu duruma. Biz devam ettik müzik dinlemeye ama bu sefer sarı büyük ışıkların aydınlattığı ufak çocuk parkında.. Islak olmayan bir banka oturup devam ettik etkinliğimize. Ben bu sırada gökyüzüne oraya buraya heryere bakıyordum. Duramam ki yerimdeeee… dişlerimizin birbirine çarpması ile eve gitme vaktimizin geldiğini anlayıp kulaklıkları çıkartıp konuşa konuşa devam ettik yolumuza.

 Küfür edince rahatladım konuştukça basitleştirdim basitleştirdikçe izin verdim gitmesine. Az kaldı. Hep azcık bırakırım bende… Azcık kalsın ki tamamen unutmayım diye…



Büyüklerimiz dediyse bi bildikleri var demektir dedim ve kulağıma küpe olsun diye düşündüm bunları;))

Cumartesi, Kasım 05, 2011

Hayali sevgilim.. Bu yazı senin için;)



Yazıya nasıl başlamam gerektiğine bile karar verememişken başlıyorum kelimelerimi sıralamaya…

Selam=)                                                  Çok samimi oldu yani fazla abartı oldu sanırım.
Heyyyy ne haber?                                  Olmadı.
Keyfiniz haliniz nasıl efendim??:S     Oha lan bu da çok demode oldu…
Eyyy sevgili sevgilim:?                        Bu da olmaz arkadaş!!!

Neyse en iyisi konudan azcık bahsetmek. Zaten bahsedince benim zeka yuvası hayalim, hemencecik anlar. Yani çok zekidir ooooo J

Merhaba, uzun zamandır hayalini kurduğum ve sadece ütopyamda yaşadığına inandığım sevgili…

Nasılsın? Bence iyi değilsindir kesin. Henüz benimle tanışmadan nasıl tam olarak iyi olabilirsin ki??? Mutluluğu öğrenmedin sennnnn ;) öğretirim ben sana sen meraklanma J))

Sanırım seni reelde bulamayacak gibiyim, bunun imkanı yok gibi… küçücük bir ihtimal ama olsun. Olur da sen beni bir gün bulursun umudu ile düşünüp taşınıp yazıyorum. Zamanla bu yazı değişecektir elbet. Ben değişiyorum zaman değişiyor devir değişiyor her şey değişiyor bu nedenle düşüncelerim ve isteklerimde değişeceği için lütfen güncellemeleri de dikkate al J

Ayrıca iyi dinle! “””Kırıntılara karnım tok…””” Doydum baya… Önüme sunulacak güzel yemeğe diktim ben gözlerimi…

Neden sen diye soru soracak olursan eğer, sana çok fazla cümle kurabilirim… Ama cümlelerimi senden sakınırsam ve sen yanıtsız kalırsan üzülme! Yaşa gör diyebilirim;) sayacağım özelliklerin hepsine uymanı beklemem özel güçler edineceğime inanmamla eş değer. Bu nedenle böyle saçma düşüncelere girmiyorum ama en azından bir kaçına uysan hani süpperr olur heeee… Yarısına uysan demeyi öyle çok isterdim ki… J Kendimi kandırasım yok sanırım…

Neyse güzel sevgilim pür dikkat dinle ve kap bişiler ;) ;

-Alışveriş çok sevmem yani sıkılırım ben hemen. Sen benim yerime bana yakışacakları seçsen hızlı hızlı alışverişimizi yapsak beni yormasan? Hem zamandan da tasarruf ederiz!
-Sanal ortamdan uzak olsan meselaaa?? Cep telefonu özgürlüğü kısıtlamaz sadece çok haşır neşir olmasan benim telefonum ile? Yani paranoyaklık hoş bir durum değil bunu anlatmaya çalışıyorum;)
-Yapışkanlı notları sevsen ve o notlar ile tesadüfen karşılaşsam?
-Yürümeyi sevsen?
-Gezgin ruhun olsun ayrıca! Böyleee yaşlanıp pineklemeyelim  zaten… Karavan olsun ya da motorlarımız olsun ya da aynı arabanın farklı renklerine sahip olalım çıkalım gezintilere… Bi anda şehir dışında bulalım kendimizi…
-Gün batımını Mardin’de hadi en iyi ihtimal Kapadokya’da izleyelim demeyi ne çok isterdim biliyor musun? Böyle anlık kararlar alıp beni ordan oraya sürüklesen? Hiiiç hayır demem! Gerçekten dememJ   İzci yemini ediyorum (parmaklarımı birleştirdim) inan bana!
-Eski rüyalarını kabuslarını unutsan? Böyle mıymıy gelmesen bana? Hiçbir şey yaşamamış gibi davransan?
-Waffle çok sevdiğini söyle yanağına bi öpücük kondurayım hemenJ
-Hatta tatlı canavarı olduğunu söyle bana.
-Sabaha kadar konuşabilecek kapasiteye sahip olsan mesela?
-Güzel yemekler yapsan?
-Taşırmadan kırmızı oje sürmeyi biliyorsan hadi evlenelim;!
-Opera ve baleye  benden önce biletleri almış olan bir eş hayal etmek istiyorum… Bunu gerçekleştirebileceğini söylesen bana?
-Sesin umrumda değil sadece şarkı söylesen? Ve benim şarkı söylemelerimi hayranlıkla dinlesenJ (zorluyorum sınırları)
-Braveheart senin de en sevdiğin filmlerden olsa? Hatta sende fantastik sevmesen çok duygusala bağlamasan?
-Ya da saçma sapan bi sahnede ağlayabilsen?
-Beyaz dişlerin olsun emi!
-Sigara kokmanı istemiyorum zaten sigara kokan biri ile çok uzun süre yan yana oturamam bile! Bunu bil bence!
-Saki hep sen olsan? Birlikte içsek içsek içsek ve sen iyi olsan J Deli gibi içsen ve sarhoş olmasan?
-Her konuya ortadan bakabilsen? Din siyaset spor vb konularda her iki uca da eleştiride bulunabilsen? Holiganlığı sevmesen?
-Sporun herhangi bir alanını çok sevsen maçları fln izlesenJ
-Trafikte yol isteyenlere yol verenlerden olsan ve çok iyi araba kullanabilsen?
-Apocalyptica sevsen dinlesek birlikte hatta Beethoven 9th symphony en iyilerin arasında olsa?
-Temiz düzenli ve emir kiplerini lügatinden çıkarmış olman çok yakışırdı sana eminim;)
-“Ya da”nın ayrı yazılışı, dahi anlamında ki de’nin yazılışını istisnasız kullanıyor olman beni çok feci etkilerdi. Hele bir de herkez*deyil gibi kelimeleri görünce miden bulanıp kullanana şaplak atasın geliyorsa bayılırdım sana;)
-Kıskanmam, vallahi öyle saçmalıkları sevmem. Ayrıca arkadaş gibi olsak cici cici…
-Önem ver değer ver çok sev ama hayatının merkezi yapma beni. Sıkılır gidersem kalırsın ortada… Ayrıca sıkma da… Bunaltma yani! Adam ol! J
-Beyin fırtınaları kopartalım..
-Tartışalım ama kavga etmeyelim sonra başım çok ağrıyor benim…
-Yanında topluklu ayakkabı giydiğimde sinir olmaJ bunun için lütfen boyunda uzun olsun.. ;)
-Demir Demirkan’a duyduğum beğeniyi bil olur mu! Sonra söylemedin deme.
-Dedikodu yapma! Gıcıkkk olurum. Erkek dediğin azcık ketun olur.
Az dedim abartma olur mu?
-Ufak tefek sorunları o an unut, o zaman hayat güzel oluyor vallahi J
-Teoman seninde en çok dinlediğin şarkıcı olsun mu(:
-Yağmurda yürümeyi seviyorsan bir de kulaklıkları takıp hiç konuşmadan yürüyebileceğinin garantisini veriyorsan tadından yenmesin lanJ
-Hayvanları sevsen böyle mamalar alsak onlara?
-Yüksekten korkma olur mu? Adrenaline bayıl hatta. O zaman bende sana bayılırım=)
Neyse şimdilik bu kadar geldi aklıma. Daha çok şey eklerim ben, gerçekten!. Hem öyle bir durumda senin şansın artmış olur mutlaka benzeyen bir şeyler bulursun ama n’olur çok şey bul olur mu? Ayrıca buradakilerin çoğunluğuna uyuyorsan ulaş bana. Ulaş ki seni koruma altına alalım. Olmazsa müzeye koyarız. En iyi ihtimalde Doly gibi klonlanırsın. Emin ol bir çok kadın seni isteyecektir;)


İşin geyiğini bir kenara bırakmak gerekirse...
Baktım herkes bir hayal adam tasviri yapıyor, hayali sevgililer ile yaşıyoruz, her yerde onlardan bahsediliyor! Google amcadan bakalım neler yapılmış diye bakınmaya başladım. Öyle ilginç kriterleri var ki insanların... Çoğunu nefes alsın iyi olsun yeter diye çıtayı çoktan düşürmüş bile. Kimi de çok abartmış kendini pohpohlamış sadece... 
Onlarla biraz dalga geçerek, biraz geçmişe geleceğe mesaj göndererek, laf sokarak, geyiğe sararak yazalım dedim. Bence keyifli oldu...



Perşembe, Kasım 03, 2011

UykusugelenKIZ'ın rüyaları:)





Geçen gün öyle kötü rüyalar gördüm ki etkisinden kurtulamadım resmen. Çok kalabalıktı günlük güneşlik havada lay lay lay modunda mutluluk tablosu çiziyorduk sonradan olacakları bilmeden J. Daha sonra bi anda karnım acıktı (ben acıkınca çok sinirli oluyorum L ) tam yemek yiyeceğim pembe cüzdanımı kaybettiğimi fark ettim! Olamazdı, kaybedemezdim. Bari yemek yedikten sonra kaybetseydim diye düşündüm ama çok üzüldüm. Aç kaldım. Mutsuz oldum. Az yemek  yiyip waffle yerim diye planlar bile yapmıştım J. Offf her şeyi planlamanın verdiği mutluluğun bir anda yerle bir olması ne demek bilir misiniz? Ben bildimL. Çok üzülerek öğrendim…

Sonra çok sinirli oldum sanki kafamın üstünden dumanlar çıkıyordu…

Çiçekler, böcekler, kuşlar, meyveler, insanlar, miyavlar, havhavlar, nehirler, okyanuslar, balıklar, birikintiler, aşıklar, maşuklar, mutlular, cinler, periler, kibrit insanlar, çukulata evler, her şey görülebilinir rüyalarda ucu açık yani. Işınlandığımı fln gördüğüm çok olurdu ama bu kadar ağır bir rüya ile hiç tanışmamıştım. Korku filmleri gibiydi.. Mutsuzluk acı hüzün keder gerilim ekşın hepsi vardııııııı J


Hep böyle korkunç rüyalar görmüyorum tabi. Gayet şirin laylaylayyy mutlu eğlenceli güzel rüyalarımda oluyor... Ama onları hatırlamıyorum hiç hatırlayamadım... Sadece sabahları çok şeker uyanıyorum öyle rüyalarım olunca :))) meselaaa şarkılar söyluyorum :D hem de tüm günnnn:))) 


Neyse bu sıralar zaten uyku ile aramda sorunlar var birbirimizi bu kadar severken nasıl ayrılıyoruz anlamıyorum onsuz yapamazdım yastığım yorganım her şey bizi birbirimize bağlardı. acilen uyku düzenime dönmeliyimmmm... :( uykusu gelen kızın uykusu gelmiyor artık :(((( çözüm bulmak gerek!!!