Pazar, Kasım 30, 2014

kulaktan kulağa oyunu yetişkinler için değil şekerim :*



Kulaktan kulağa oyununu küçük yaşlarda iken çok sever, büyük keyifle oynardım. yanyana dizilmiş kişilerden gelen tekerlemelerin en değişmiş ve komik halleri idi durumu eğlenceli kılan. 
gelin görün bu oyun çocuk oyunu değil-miş. kulaktan kulağa diye bir yaşam şekli varmış.
burdaki kulak tamamen bir imge.(!)
yanlış anlaşılmasın.
insanlar büyüyünce oyunun formatıda değişmiş.
neyse canlarım olur böyle şeyler. dedikodular yapılır kazanlar kaynatılır hatta herkes işine geldiği gibi aktarır olanları konuşulanları. böyle şeyleri görünce öyle çok sinirleniyorum ki...
İlhan amcamızın söylediği;
"olurları biçip olmazları ekmek" durumu bu olmalı...
ayrıca ılımlı ve hoşgörülü olmak çok mantıklı bir eylem değil. bu dönemde çirkef ve kötü olmak gerekiyor. ya da kötü insanlardan uzak durmak.. evet evet kesinlikle öyle..
ancak bazı durumlarda uzak durmak için imkansızlığın kapısını kırmak gerekiyor.
bir insan bir insanı tanımadan nasıl arkasından konuş.. hadi konuşur da konuştukları ortaya çıkınca hiç utanmaz mı?
epey zaman oldu benzer durumlarla karşı karşıya kaldım.. yeni tanıştığım insanlarla bir araya gelmek biraz zaman geçirmek zorunda kaldım prosedür böyle işliyor, kaçamazdım.
kaçamadım da..
sonra üzüldüm çok üzüldüm gitmek istedim..
ama kalmak zorunda kaldım
zaten zorundalıkları hiç sevmem.
zorundalıklardan biraz da olsun soyutlandığım şu günlerde dile getirebiliyorum olanları
önce kendime anlattım kendimle tartıştım sonra onunla.
yani yine içimdekilerle konuştum. beni benden başkasının anlama ihtimali hiç olmadı..
seni herkesten iyi tanıyorum cümleleri bile yetersiz kaldı çoğu zaman

böyle zamanlarda anneciğimin o eşsiz sözleri geldi aklıma ;))
annem hep der
"sinek mundar değildir ama mide bulandırır" diye.
haklıymış hatun.
tek lokmalık bu kadın.
yerim yer. 

Cuma, Kasım 21, 2014

kötü biri özlemek


sevdiğim, bildiğim sokaklar tanıdık gelmemişti..
uzak diye bir şey olmuştu aramızda
oysa ne çok huzur dolardı ruhum o ağacın gölgesinde..
kocaman yıllanmış çınar gibi... yıllanmış ama eskimemiş, güçlenmiş bir dev.
benimse tek yapmam gereken arada göz kırpan kış güneşinin tadını çıkartmak idi..
kulağımda müziğim alimde kitabım! 
değmesin kimsecikler keyfime.
ben böyle hayal dünyam ile reeli birbirine karıştırırken tekrar alışmaya çalıştım içimdeki taptaze yerlere..
ama olmadı.
ahhhh diyorum
ahhh...
uzak kötü biri,
sevdiklerini özlemek daha kötü biri

Pazar, Kasım 09, 2014

eşekten düşmüş insanları iyi tanırım..

ömrünün çeyreğine kadar bildiği her şey yalanlar üzerine kurulmuş insanları iyi tanırım,
eşekten düşeni anlamak için eşekten düşmek gerekir lafını iyi bilirim..
görmüş geçirmiş olmak için felek denilen çemberden geçmek zorunlu değildir hiçbir zaman.
bazen birkaç dakika sürer hayatınızın değişmesi için
birkaç dakika içerisinde, birkaç dakika öncesinden eser kalmaz ruhunuzda..
sonra o feleği fır dönersiniz kendi kendinizle..
sonra kendinizi kaybedersiniz.
hiç yaşadınız mı?
hiç kendi içinizde kayboldunuz mu?
ya da bulduğunuz bildiğiniz kişinin asıl olan olmadığını fark edecek kadar canınız yandı mı?
ne aşk acısı, ne eksiklikler, ne parasızlık, ne başarısızlık, ne de ölüm...
hiçbiri bunu tasvir edemez..
keşke etse..
ya da keşke olmasa böyle şeyler..
evet uzun zamandır içimde acıyan bir şeyler var.
ne olduğunu, niye olduğunu, benim dışında geliştiğini bilsem de acıyor işte..
böyle anları yaşarken yanınızda olan insanları iyi seçmek gerekir.
zaman hem zehir hem panzehir derler ya bu insanlar zehire zehir ekleyebilir.
içinizin çürümesini birlikte izleyebilirsiniz..
ya da bencilliklerinde öyle kaybolmuşlardır ki her ne olursa olsun yanlıştır işte.
yanlıştır...
"Vega-elimde değil" en sevdiğim şarkılardan biri iken şuan duymaya tahammülüm bile yok.
yalanı sevmiyorum
artık canım yansın istemiyorum
aptal yerine konulup yaşadığım hayattan nefret ediyorum...
kimseyi sevmemek en iyisi en güzeli.
sevmiyorum
kendimi bile
sevmiyorum.
mutsuzluktan ölebilirim şuracıkta.
belki hayatımdaki en gerçek olan şey bu olur
Damla öldü
yo yooo
Burçin öldü(!)

Perşembe, Kasım 06, 2014

Öz eleştiri, empati diye avaz avaz susarız anlaşılmak için..




Bahar geçmesi kış gelmesi aralığında ufacık odamda geçiriyorum günlerimi. Bitki çaylarım, sınava hazırlık kitaplarım ve sigaram ebedi dostlarım haline geldiler. Şuracıkta duruyorlar ve hep oralarda kalacak gibiler... 
Kendimle tekrar karşılaştığım günlerden yazıyorum.
Biraz sitemli,
biraz kırgın,
biraz uzak,
biraz yorgun,
biraz biraz biraz (..)

İnsan elindekinin değerini kaybetmeden anlamaz derler ya aynen öyle işte. Kaybetmek lazım, kaybettiğini anlamak içinse uzaklaşmak lazım. Olabildiğince soyutlanmak hatta belki kendinle tanışmak gerekir. Öz eleştiri, empati diye avaz avaz susarız anlaşılmak için.. Bu durumu çuvaldızla baş başa kaldığımızda fark ederiz. Önemini, değerini, yargılarını, gereksizlikleri, gereklilikleri ve daha nice duygu durumlarını anlayabilmek için çuvaldızcığımızı en tatlı yerlerimize acı acı batırmak gerekir. Mazoşistliğin dibini görmek gerekir. Ya da önemsemeden "hiç" kelimesini özümsemek yeterli olacaktır. 

Bense kulağa küpe olsun diye unutmuyorum olanları, kötülükleri, bencillikleri, gösterdiğim özveriyi görmeyişlerimi, zamanı çöpe atışlarımı.. evet unutmayayım diye herbiri aklımın bir köşesinde kazılı.

Neyse...;
Bu yazdıklarımı okurken , kulaklarındaki ugultuyu ben şu anda hissediyorum. tesadüf yok bu yazıda, hersey olması gerektigi gibi, biliyorum . korumaya aldıgın hayatın , dısardaki sesleri duymanı engelliyor. en çok ta benimkini . Sırf bu nedenle ne dersem diyeyim hepsi uzaya fırlatılmış taş gibi amaçsız kalacak..

ama bilmenizi isterim ki kimse ak kaşık değil.. olamaz da. dünya güzel bir yer eşsiz bir döngü üzerine kurulu ve diyeceğim şu ki, "yaşattıklarını yaşamadan ölmez kimse!"



Salı, Eylül 09, 2014

Eylül aylarına nostalji yakışır.. Sizi herkes incitebilir ama kimin sizi inciteceğini seçmek sizin elinizde ;)



ALL İZ WELL... ALL İZ WELL.. ALL İZ WELL. AL İZ WELL
Bolywood sevmesem de Amir'in filmlerini ayrı seviyorum
Hayat süprizlerle dolu.. bazen bi replik bi sahne ufacık bir an tüm hayatımızı değiştirebilir. Düşüncelerimizle oyunlar oynayabilir. Oyunlar oynanırken kendimize seyirci kalır, kontrolsüzlüğümüzle çatışmaya başlarız. ya da bende böyle oluyor.. son zamanlarda hatta sık sık bu cümleyi kurup kendimi rahatlatıyorum. sonra kendime gülmeye başlıyorum.. her şeye rağmen gülmek çoğu zaman korkutucu, ürkütücü.. çoğu zaman insanlık dışı bir eylem..
"ne iyi ettiniz ağzıma sıçmakla,, ahhh ne çok mutlu ettiniz beni ağlatırken.. iyi böyle iyi üzün beni çok mutlu oluyorum.. gibi(!) "
neyseki eylül aylarını hep çok sevmişimdir
eylül aylarında dinlediğim şarkılar da yıllardır değişmeyenlerden.
bana ellerini ver hayat seni sevince güzel derken seni uzaktan sevmek aşkların en güzelini mırıldanıyorum.. yollarda aylak aylak yürürken öyle sarhoş olsam ki çalıyor kulaklarımda Tanju amca o kadar güzel ki. o kadar güzel seviyor ki içten bir "ahhhhh" diyorum...
her şey bir rüya olsa unutarak uyansam.. sonra Ayla abla "anlamazdın" dediğinde aklıma o film geliyor. ilk izlediğimde etkilenmediğim ama zamanla top10 giren filmlerimden olan son sahnesine doyamadığım film..
neyse ""aşk dediğin lafır" derken "delisin" diyor bir yanım ve listem böyle sürüp gidiyor. bugünlerde böyle işte
anlamadan, anlaşılamadan tuhaf yarı mutlu çokca mutsuz ama hep gülerek all iz well diyerek(!)
Her şey yolunda kaptan ;)


Salı, Ağustos 19, 2014

Nen var kuzum? Nem var!



hanimiş benim depresyonum hanimiş bıdığından öptüğümmm
kış depresyonu, bahar depresyonu, yaş depresyonu, işsizlik depresyonu, aşk depresyonu, ergenus depresyonu, bozulan tlf depresyonu, sıcak depresyonu
evet gördüğünüz gibi her durum depresyonumuz mevcut elimizde.
depresyona girmek için fazla neden aramaya gerek yok
şimdi sıra sıcak depresyonunda
depresyondayım komşulaaarrr yetişinnnnn!
sıcaklardan nefret ediyorum
nem den daha çok nefret ediyorum
"bakarız"lı cümlelerden daha çok nefret ediyorum
gerçi soruyorum asıl sorumu kendime..
mutlu kadın depresyona girer mi?
çok mutlu kadın diyetle kafayı bozar mı?
e o zaman ben mutlu değilsem durun şu kenarda biraz daha depresyon takılayım(!)
depresyona girmeyi moda yapsalar
ayyyy ben o fok balıklarına benzemek istemiyoruuuaammmmm diye hemen silkelenir çıkarım o ruh halimden
ya da çıkmış gibi yaparım
yaparım da yaparım yani
yaparım bilirsin.
romayı da yakarım
sezarın hakkını sezara da veririm.
sigaranın sonunu sevmem
yemeklerin son lokmasını da
ayrıca Sıla olmasaydı napardık biz kızlar?
bakmayın bize düşman kendimiziz..

Perşembe, Ağustos 07, 2014

Dünya'nın en şekerlemeli hali bugün merhaba demiş evrene ^_^

****
****

Günlerden ağustos
sıcağın ortası
mutluluğun merkezi
sevginin en saf hali..
Sobe! diye uyandığım günlerin en tatlısı
midemdeki kelebek kolonisinin sahibi bugün dünyaya merhaba, ben geldim! dediği için midir bilemesem de bugün özel ve tadından yenmeyecek kadar şekerlemeli bir gün.
bu kadar şekerlemeli günde bile,
zaman ile tartışıyorum..
akrep ve yelkovanın kovalamaca oynadığını hiç fark etmemiştim sana gelene kadar.
onların bu oyunu yüzünden mi zaman hızlı geçiyor
yoksa seninle dolan zamanın güzelliğinden mi? ayırt edemiyorum..
sonra düşünüyorum gülüşünü kaçırdığım anlar oluyor mu? diye
olmasın diye zamanla tekrar tartışıyorum küsüyorum ona.
benim zamanla ilişkim böyle tuhaf bir hal almışken gözlerin geliyor gözümün önüne
ve hiç gitmiyorlar geldikleri yerden
kahve rengi olduğu halde bi insanın bakışları gökyüzü gibi olabilir mi?
olamaz mı?
olur olur..
olur
olurmuş.
yaşadım
yaşıyorum
görüyorum..
o halde Turgut Uyar'ın da dediği gibi
"göğe bakalım"
birlikte göğe bakacağımız nice nice yıllara, iyi ki doğdun.
doğum günün kutlu olsun sevgilim

İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım

Salı, Temmuz 08, 2014

Kelebek kolonisi kurduk Abidinciğim :*




Kelebek etkisiyle,
Havaların sıcaklığı ile,
Kelebeklerin ömürleriyle,
tırtılın kelebeğe dönüşmesi ile hiiç il-gi-len-mi-yor-ummmmmm!
şu sıralar ilgilendiğim tek şey karnımın içinde koloni kuran kelebekler
orda mutlu gibiler
ordan oraya uçuşup duruyorlar..
rüya gibi,
alice harikalar diyarında gibi,
kulesinde prensini bekleyen rapunzel gibi
midemdeki misafir kelebeklerimle
aşırı dozda serotoninli geziniyorum
aşırı mutluluktan da ölebilirim (:

Cumartesi, Haziran 21, 2014

"Cumhuriyetin ilk günü gibiydi yüzü"




Pia, Piraye, Lavinia, Mona Roza, Kürk Mantolu Madonna, Aslı, Leyla, Zühre ve niceleri...
Dünyanın en şanslı kadınları
uğurlarına şiirler yazılmış, ömurler adanmış kadınlar..
saçlarının uclarına kadar kıskandığım insanlar(!)
Cemal Süreya'yı akıl oyunlarına sürükleyen , Can Yücel'i aşka tutsak bırakan, Özdemir Ashaf'ı aşkla savaştıran, Sebahattin Ali'nin içine umut tohumları serpiştiren,  Nazım'ı aşkın somut hali yapan hanımlarımız...
Acaba sevgiyle merakla andığım hemcinslerim 
Birbirinden özel mısralar yazılırken o mükemmel tasvirler yapılırken ne hissediyordu?
***
"Cumhuriyetin ilk günü gibiydi yüzü"
"Ben böyle saç görmedim ömrümde!
Her telinin içinde ayrı bir kalp çalıyor.."
Bu dizeler ve niceleri..
Bi adamın kadınına verebileceği en özel hediyedir bence
Ne birbirinden basit klişe sözler, ne de günü kurtarmak için alınan hediyeler bu kadar değerli olamaz...
Hele ki Murathan Mungancığımızın yazdığı dizeler var ki sonradan efsane şarkılar dönüştürülmüştür ve çoğu kadına "keşke bana yazılsaydı bu sözler" dedirtmiştir (bknz:ben)
tüm bu göğe çıkarmaların yanı sıra daha ısmını duymadığımız yasam hıkayelerını tahmın edemeyecegımız kadınlarımız yasanılması en zor ulkede yasamaya calısıyor(!)
önemsenmeden, şiddete, tecavuze maruz kalarak,
çocuk yaşta çocuk doğurarak,
üvey anne işkenceleri,
üvey baba tacizleri,
aldatılmalar,
hor görülmeler,
iş yerlerinde yaşanılan olumsuzluklar,
derken çoğumuz kadın kimliğimizi kenara bir yere bırakmak zorunda kalıyoruz
çoğu zaman kendimi "ben niye erkek değilim" diye lanet okurken buluyorum
çoğu seyi görüp görmemezlikten geliyor
erkeklerin bakışlarındaki alt yazıyı okuyoruz.. bu durum ise işin en mide bulandırıcı kısmı
birde her şeyin farkında olup susma kısmı var ki inanılmaz yorucu!
erkeklerin bizim hislerimizi öngörülerimizi ve düşüncelerimizi hafife almaları yok mu
böyle zamanlarda ıslak sopayla popolarına popolarına vurmak istiyorum
görüyoruz canım
biliyoruz canım
sandığından çok daha fazla...
bilmeniz gerek bunları artık
canlarım öğrenmelisiniz
sizlerin mimikleriniz bakışlarınız cep telefonlarınız internet hesaplarınız hepsi sizler için nükleer alandan farksız..
alanın patlaması ise sadece kadınların elinde
durumdan bunalma, sıkılma, "- e yetti artık" raddesi ile alakalı;)
bir de ince ruhlu hala kadının farkında olan değer yargıları güçlü erkeklerimiz var ki önlerinde sonsuz saygı ile eğiliyorum!
azınlıkta da olsanız iyi ki varsınız.
öpüyorum, görüşmek üzere cınıms :*
son olarak dünyada bilinen en eski aşk şiirini koyuyorum şu kenara...

1889 yılında, Bağdat’ın 150 kilometre uzağındaki Sümer kenti Nippur’da bir tablet bulundu. 1951 yılında Amerikalı sümerolog Samuel Noa Kramer’in İstanbul’a gelmesi ve arkeoloji müzesinde Sümer tabletleri üzerinde çalışmaya başlaması ve yazının ilk örnekleri olan Sümer tabletlerini incelemesiyle bu tablet okundu. Aynı dönemde tableti Türkiye’nin sümeroloğu Muazzez İlmiye çevirdi.


Damadım, kalbimin sevgilisi
Güzelliğin büyüktür baldan tatlı
Aslan, kalbimin kıymetlisi
Güzelliğin büyüktür baldan tatlı.
Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır
Yatak odasında bal doludur
Güzelliğinle zevklenelim
Aslan seni okşayayım
Benim değerli okşayışlarım baldan tatlıdır
Damadım benden zevk aldın
Anneme söyle sana güzel şeyler verecektir
Babam, sana hediyeler verecektir.
Sen beni sevdiğin için
Lütfet bana okşayışlarını
Benim Tanrım, benim koruyucum
Tanrı Ellil`in kalbini memnun eden Şusin`im
Lütfet bana dokunuşlarını.

En eski aşk şiirinin hikayesi
Sümer inancına göre, toprağın bereketini ve toprağının verimli olmasını sağlamak amacıyla, Kral’ın yılda bir kez Bereket ve Aşk Tanrıçası Enlil yerine bir rahibe ile evlenmesi kutsal bir görevdi. Bu şiir büyük bir olasılıkla Kral Şusin için seçilmiş bir gelin tarafından yeni yıl bayramını kutlama töreninde söylenmek üzere kaleme alınmıştı ve ziyafetlerde şölenlerde müzik, şarkı ve dans eşliğinde söyleniyordu.



Çarşamba, Haziran 11, 2014

pilli bebek dinleyip sarhoş olalım, belki özümüze döneriz?






bazı insanlarla farklıdır iletişimimiz, farklı dillerden konuşur ama anlaşırız
3. tekil kişiler ne konuşulduğunu ve nasıl anlaşıldığını anlayamayabilirler
bu olası bir durumdur
****
O bana nasılsın dedi
Ben de üstteki iki resmi gönderdim
uzun zamandır konuşmuyorduk onunla ama yine analizlerinde yanılmadı
detay vermediğim hatta hiçbir şey anlatmadığım halde uzun uzun konuştuk
söylediği şeyler çok yerindeydi
bugünü böyle bitiriyorum sanırım
çok hızlı aşırı hızlı geçen ve halet-i ruhiyemin içine eden son birkaç aya inat pazarlık yapıyorum güneşli mutluluk fısıldayan yaz günleriyle ..
pazarlık konusunda oldukça başarısızımdır ama inadım inat dediğim olacak!
gülmeli eğlenmeli günler sizlerin olsun derken
O'ndan mini minnacık bi cümle ile veda ediyorum size..
"aşk ve sevgi.. seks öncesi yapılan pazarlıktır, iyi tanıdığın biriyle bu pazarlığı yapamazsın
çünkü o da seni çok iyi tanıyordur."

:*




Pazar, Haziran 01, 2014

bir doz uyku arası, bir doz rüya-kabus arafı






Bu gece hiç konuşmadan 
Söndür ışığı da uyu yanımda 
Yarın güneş doğmadan 
Gitmiş olacağım belki burdan..

Çarşamba, Mayıs 28, 2014

Şarap içelim mi sevgilim?


Önce kutsalca sever, sonra şeytan gibi nefret ederiz. İki duyguda oldukça güçlü ve tehlikeli duygulardır..
Fazlasıyla tehlikelidirler.
Tutkunun dibidir
Kontrol edilemezdir
Uyanıldığında naptım lan ben! tepkimesini açığa çıkarır cinstendir...
Mutsuzluğumuza neden olmuş insanların hayatlarımıza girme isteğini anlayamıyorum.
Böyle insanları hayatlarında tutanları ise hiç anlayamıyorum.
"Tatlıııımmmm hayatımın içine sıçtın ama yine de kal, sana baktıkça gerizekalılık parametremi max seviyeye çıkardığım günleri hatırlıyorum. ne iyi ettin de hayatımın içine ettin canım benim iyi ki yapmışsın yerim seni mucx". deme şekli olmalı.
Bu modelimizin başka türevleri de mevcut elimizde
Tilki kürkçü dükkanı modunda gezer bu arkideşlerimiz.
döner dolaşır ""aşkoooujmmmm ben yapamadım sensiz olmuyor hadi gel barışalım tekrar en baştan hayatının içine edeyim. tadı damağımda kaldı oyhhhh.."" modunda dolanır
Aşk garip şey arkadaşım
Aşkın en kutsal hallerini yaşayıp sonra ayrılığın tadına bakınca her şey tamamlanmış oluyor. Tek valizlik yaşantılarımızı gözlerimizde bu denli büyütüyor olmasak hayat daha yaşanılabilir hal alacak aslında..
Neyse biz böyle insanlardan olmayalım tatlım ;)
Hatta;
Niccolo Paganini eşliğinde şarap içelim mi sevgili sevgilim?
Belki dans eder şarabın hakkını veririz?
:*

Salı, Mayıs 20, 2014

hoş geldin ile hoşça kal arasına kaç milyon cümle sığdırabiliriz?






evrenin görüntüsü değişti... dünya dönmekten vazgeçmiş olmalı
bulutlar gökyüzünde sabit
güneşin ve ayın görüntüsü sabit
parlıyor ikisi de
ama artık göz alıcı değiller
karşı kaldırımda sendeleyerek yürüyen adam da gökyüzüne çevirmiyor artık başını
değişir diye umduğum ama her geçen gün daha kötüye gittiğini gördüğüm şeyler de var.... zamanın hem zehir hem panzehir oluşunu gözardı ettiğim günlerin son demlerinden yazıyorum...
hoşgeldinler
ve
 hoşçakallar
arasında
kaç
milyon
cümle
sığdırabiliriz ?
bu cümleler yeni soru doğurmadan acabalar yaratmadan ne kadar kesinlik kazandırabilir
veya duygularımızın düşüncelerimizin ne kadar net karşılığı olabilir...
bu soruların cevabı yok
netliği kesinliği yok
tıpkı duygularımızın değişkenliği gibi
neyse arkadaşım
Sunay Akın'ın da dediği gibi ;
"Aşk; bir bakıma sobaya dokunmak gibidir. 
Bir defa yanarsın, İzi kalır. 
Sonra bir daha dokunmazsın sadece yanına yaklaşırsın."

Siz yine de dokunamayacağınız sobanın yanına yaklaşmayın.

Cuma, Nisan 18, 2014

nükleer bi alana döndü her şey
parçalardan birini yanlış bir yere koysam patlayacak
paramparça olacak

Pazar, Mart 30, 2014

düdüklü makarna gibi.

değişiyor.. değişiyorum.. değişiyoruz..
bunu izlemek hiç eğlenceli değil.
kitaplar filmler şarkılar hepsi msjlarla dolu
ya da algımı yönetemediğimden dikkatim o yönde kalıyor
havaların kararsızlığı
aklımın kanatlarını çaldı
kontrol bende değil
duygularım da.
aslında hissizleşmeye başladım sanırım.


düdük

Cuma, Mart 21, 2014

bana öyle bir yalan söyle ki doğruluğu ömrümce sürsün..

***
"bana öyle bir yalan söyle ki doğruluğu ömrümce sürsün"
liseye giderken odama yazdığım üç yazıdan bir tanesi idi.
tam da bugün yine aynı mısrayı her yere yazmak istiyorum
beynime kazımak istiyorum
yalanları sevmeye başladım
yalan söylemeyi beceremeyen ben, yalan söylediğini bildiğim- gözlerinde gördüğüm kimseye kızamıyorum
"yalansa yalanı severim elimde değil.."
artık herkes yalan söylesin
yalanlar çoğalsın
sayılmayacak kadar çok
her yer yalan dolsun
sıkılınca yalandan yapılmış balonları rengarenk iğnelerle patlatalım
gerçekleri de sevemezsek köşe bucak kaçalım uzaklara gidelim
zaten hiçbirimizin ait olduğu bir yer yok ki.
herkes benimle gelsin
birbirini sevsin
ama severken yalan söylesin
yalanları sevelim
sevmeyi sevelim
böylelikle bu saçma hayatı bitirebiliriz
daha eğlenceli ve gerçeklerden uzak.
***
anlattıkça azaltalım duygularımızı
ona buna şuna herkese anlatalım
bakkal amcaya
terzi kadına
kapıcının oğluna
otobüs şoförü amcaya
herkese anlatalım
hem anlattıkça azalmaz mı?
anlattıkca azaldığına inanırım ben.
basitleştirmeyi sevdiğimden sanırım
önemsemek kötü biri
önemsememediğimizde hep daha mutlu olmaz mıyız?
****
günlerdir tanımadığım , tanıma ihtimalim olmayan birinin yasını tutuyorum
gülüşünü, bakışını, kokusunu merak ediyorum
beynimin içinde bir sürü tasvir dönüyor ama hiçbirine evet böyledir diyemiyorum-
diyemeyeceğim hiçbir zaman..
huzurla uyu güzel melek..
seni seviyorum.

Perşembe, Mart 06, 2014

kahvem soğudu abidin. bana sıcak çukulata yapar mısın?

Bu sabah Tully olmak istedim.. Onun gücüne sahip olmak daha doğrusu onun benliğine sahip çıkışını özümsemek istedim.. Deliliklerini yaşamak uç noktalara varmak istedim. Umursamaz olmak istedim birazda. Belki de bir hikayenin ana karakteri olmak istedim. Güçlü kadın güzel kadındır. Güzel olmak istedim. Naif görüntü gitsin uzaklık gelsin istedim. Biraz kibirli olmam gerekiyormuş öyle diyorlar. Kibirli olmak istedim. Burnumda havada olsa iyi olurdu aslında. Onu bunu şunu her şeyi istedim. En çokta içimdeki benden uzaklaşmak istedim...

***

Değişimin farkında olmak hiç eğlenceli değil.
Oysa ben eğlenceli gülmeli şeyleri severim.

***

bazı yolların dönüşü olmuyor
gitmek isterken kalmak kötü biri
istemek ve istememek arasında kalmak daha kötü biri
biz ne zaman büyüdük hocam?

Çarşamba, Şubat 26, 2014

allahın sopası varmış ama *aklımda*



Allahın sopası yok diye 
zamanında güzelim adamların canlarını yakarken hiç devran tersine döner diye düşünmemiştim
ama döndü devran.
allah sopasını gökten indirdi
sonra okyanuslarda yıkadı ve ıslak ıslak gelip popoma popoma vurdu
ıslak sopayla ağzıma etti, bırakmadı bir de elektrik saldı üstüme.. 
hiç acımadı bana.
gözümün yaşına bakmadı
her canımın yanışında canlarını acıttığım, canının acıdığını bildiğim halde
canını yakmaya devam ettiğim adamlar geldi gözümün önüne
her defasında keşke geçmişe dönebilsem dedim.
geçmişe dönmeyi çıkış sandım
bütün bunları düşünürken bugünü ve yarını gözardı ettim.
insanlar rahata hemen alışır 
rahata alışmak bazen kötüdür ama bundan daha kötü bişi vardır
o da en acımasız yanımız bencilliğimizdir.
bencillik etobur bir hayvandır.içimizde yaşar
yaşadıkça başkalarını tüketir.
hem tükendiğim hem de heyecanlanıp mutlu olduğum 
hatta yıllardır uzağında kaldığım duyguların içinden çıkıp yazıyorum bunları..
"bir vardın, sonra bir yoktun" masalları anlattık onunla birbirimize
biz masalları hep yarım bırakırdık sonunu tamamlamaya çalışırdık 
ya da hep yarım kalırdı..
masalların güzelliğinden değildi inanmalarım
masalların mantıksızlığını da adım kadar biliyordum
hatta her yarım bırakılan masalın sonucunu da biliyordum
bu kadar çok şeyi bilirken bile bile lades oynamayı tercih ettim
lades oynamayı küçükken de çok severdim
kendi kendime herkesle lades oynardım
yine lades oynadım
aklımda'larla
aklımda değilmiş gibiler yaptım
değilin değilini alıp asıl olana ulaşmayı istedim ama
arafta kalmalara alışkın olmadığımdan pes ettim
yeniden doğmayı da isterdim
hatta hepten yok olmayı da isterdim
ya da bundan bikaç sonraki hayatıma gitmeyi isterdim
çok şey isterdim 
ama tanrının sopası olsun istemezdim
zaten kendisini de çoğu zaman sevmiyorum
bazen seviyorum
artık daha çok seviyorum
ondan bikaç şey diledim
umarım o da beni sever

Salı, Şubat 18, 2014

bana çilekli süt alır mısın abidin?




şubatın ayazında değil şubat ayının güneşlenmelik denize girmelik rengarenk baharında nasıl olur da birbirinden bağımsız bu kadar çok insanı bir araya getirdiğimi bilmeden elimde kahvenin sıcaklığı,
 gözlerimin önünde o anlar, o konuşmalar..
aklımda bir oraya bir buraya zıplayan yer çekiminden uzak koyunlar(!)
dolunayın hemen yanında oturup çilekli sütlerimizi içerken ona söylemiştim biraz dünyadan uzaklaşmanın, ayaklarımızı sallayarak aşağıyı izlemenin keyifli olacağını.. 

Pazar, Ocak 19, 2014

çilekli omlet






kış geçmesi, kışın kimliğini kaybetmesi güneş şehrinin insanlarını da hapsetmiş 
ilmek ilmek bağlamış ruhlarını 
çıkmasınlar açığa
ortalıkta gerçekleri görünmesin diye başka bir silüete çevirmiş
elleri ellerimde olup güneşli sahil günlerinde sahilde yürümeli kahve içmeli koşmalı eğlenmeli günler için seçimler eksik kalmış
çilekli omlet beklentilerimin doğru olmayan sözlerle süslenişinden sonra
 güneş şehrinin insanlarını tatlı bir hoşçakal ile misafir ettim sıcacık ocak ayında
mutfağımın rengarenk eşyalarım dağıldı
eskidiler
renkleri birer birer saçımın tenimin parçasıydı
grileştirme çabalalarından, o tuhaf adamları az öteden izledim
masmavi denize dökülen atık su gibiydi etkileri
temizlemek isteyene kadar devam etti
görüntülerinin kirliliği
bugün deniz tertemiz 
grilikler pislikler gitti
dalgalar daha güçlü
şimdi çilekli omlet lazım.