Pazar, Ocak 29, 2012

ilk iş günü stresi ve eksik yanım!


Yarın ilk iş günüm ve bir yanım eksik olacak. Tuğçe'min sms hakkı bitti bu durum beni mutsuz ediyor. Avea onun hattı ve sorun yaşıyorlar operatörüyle. Yani sms bitti ama var gibi görünüyormuş ama yok kızın smsi. Yalan mı söylüyoruz hayret bi şeyler!!! Arayıp konuşunca da geçiştirmişler. En sonunda ben arayıp kavga edeceğim. Çok kızdık sinirlendik. Keşke Tuğçe'min smsi olsa. Onla mesajlaşmak keyifli oluyor.

Hatta msjlaşmalarımızda dedikodu niteliğinde eğlenceli bazı kısımları kaydediyorum yakın zamanda paylaşabilirim. 

Neden bir yanım eksik. Çünkü sıkılabilirim. Sıkılma ihtimalim yüksek Tuğçe'nin de sms i yok e öyle olunca bir kaç kat fazla sıkılabilirim. Zaten onca erkeğin arasında çalışmak kasıntı bir durum...

Bana şimdiden kolay gelsin. :(

Perşembe, Ocak 26, 2012

Bap bap bap baraaaa! Şaaaala la la la li la la.


Zazzzzzzz!
İlk dinlediğimde çok sevmiştim inanılmaz keyiflendirmişti beni. E sonrasında da sevdim. İlk dinlediğimde sevmiştim deyince sonradan az sevmişim gibi bir görünüm çizdim ama öyle değil. Hatun çok şirin sevilir yani. Neyse geçenlerde tesadüfen Türkçe'leştirilmiş halini buldum. O da keyiflendirdi. Sözlerine bayıldım. Alt tarafta sözlerini de şarkıyıda paylaştım hadi keyiflenin şirin şirin.
Hatta sözlerinde de en en en sevdiğim kısımları tırnakla belli ettim;)
Ben keyiflendiğimde gülümserim.. Bu şarkı beni mutlu ediyor. Sizde gülümseyin... 


ya gel ya git artık aklım iyice karıştı
ünlemler soru işaretleriyle yarıştı
dün mü daha uzakta kaldı,yoksa yarın mı bapbapbara
zorlamıcaksın eğer olmuyorsa
"hiç taş atmayacaksın sekmiyorsa"
"kalbimde ince çiziklerden hafif retro bir hava…"
bi dur bi git artık aklım iyice karıştı
kalbim aklımla bi küstü bi barıştı
elele yürüseydik dedim hep yokuştu bapbapbara
bugün hangi gün bana senli olan lazım
terazi dengesiz bi çoğalıyorum bi azım
şımarık sayılmam;) bi sana geçiyor nazım
ya gel ya git artık yollar iyice karıştı
hiç yeşil yoktu hep kırmızı ışıktı
nefesimi kesen hep aynı bakıştı bapbapbara
"beraber yaşlansak nasıl olurdu acaba?
ısrarcı değilim sadece ufacık bi rica 
rengarenk olurduk iki yarım tamamlanınca…"


Ne kadar da şeker söylemiş aferim kızımıza! Şarkılar beni keyiflendiriyor bu sıralar. Çünkü keyiflenmeye ihtiyacım var. Havalardan mı bilmem insanlar bir tuhaf oldu... Uzaklaşıyorum canımı sıkanlardan, istemeden..
İyi mi kötü mü bilemem ama öyle şeyler yapıyorum işte.
Keşke kimse değişken olmasa ve kötülükleri olmasa yüreklerinde...
Kötülüğü hissedince mutsuz oluyorum ya! Kötü insancıkları onlardan daha kötü olan diğer insancıklar kovalasın emi!
hıhhhhh bedduamı da ederim lafımı da söylerim ohhhhh!!




Çarşamba, Ocak 25, 2012

Kimyager'miş gibi yaşamak... içimizde yatan kimyagercikler...


Buldum!!! 
Heyyyy buldum! 
Sonunda buldum! 
Nidalarını olabildiğince sık duyanlardanım hatta söylerim bile.  Bulmasam bile buldum gibi olur ya ondan derim. Evet şekerdir o karışık duygu yoğunlukları... Karışıktır yani, sonrasını da biz karıştırırız. 
Aslında karışımlar hep ilgimi çekmiştir. Böyle atmasyon yemekler yapıp ortaya mükemmel sonuç çıkartan insanlar var ya! Bayılıyorum onlara. İyi ki varlar.. Onlar hep karıştırsınlar, yeni yeni şeyler bulsunlar. Bulsunlar! Karıştırsınlar, eski kalıplardan soyutlasınlar... 
Yenilikler iyidir. Candır;) 
Zaten hep yenisini bulmak isteriz, daha iyisini en iyisi bizim olsun diye uğraşıp dururuz. 
Yetinmeyiz, yetinmeyi bilmeyiz. Elimizdeki her şeyi dibine kadar kullanır sonrasında arta kalanları birleştirmeye bile çalışırız. Bu durum tıpkı bir yemeği ısıtıp ısıtıp yemek gibi, yani olabildiğince çirkin. Isıtılmış yemeklerden de nefret ederim ayrıca. Az yapıp hemen bitirilmesi gerekir diye düşünürüm. Çünkü tadı bozuluyor sevmiyorum midemi bile bulandırabiliyor.. Vallahi! Hatta bu mikemmel huyum yüzünden gece eve geldiğimde yaptığım yemekleri ertesi güne kalmasın diye yediğim için bir anda inanılmaz kilo aldım bildiğin şişko oldum yani. Ama ne yapayım israfta sevmiyorum offffff! Çok yedim çok şişko oldum:) Konu yine nerdeeen nereye saptı... Hemen kafamı toparlayıp başlıyorum anlatmacalarıma...


Gördüğüm güzel fotoğrafları, çizimleri hemen kaydederim. Bu nedenle çok fazla resim vardır bilgisayarımda. Bu durumu da çok severim yani hoşuma gidiyor güzel şeylerin benim olması. Bu çizimde onlardan biri.
Sevdiklerimden... Yapanın ellerine sağlık. Ne iyi etmiş düşünmüş çizmiş boyamış bir de paylaşmışşş. 
Neyse,
Çizim, çok güzel değil mi? 
Aşkın bir nevi özeti gibi aslında... 
Gördüklerimi görebilseniz ne demek istediğimi şıp diye anlardınız ama eminim ki benden çok daha derine inip bakanlar olacaktır... Biliyorum ki ortak söyleyebileceğimiz şeylerde vardır. Mesela aşkın "iki kişilik" olması... 
 Aşk işte, hatta "aşk olsun" onlara, çizimdeki şirinciklere...

Aslında uzun uzun yazasım konudan konuya atlayasım vardı ama bu resimlerde kalsın bu yazı.. Zaten düşününce yazacaklarımın özeti niteliğindeler. Öyle işte... Özetle böyle. (..,)

Perşembe, Ocak 19, 2012

Kadında erkekte maske takar. Ancak kadın çıkartmaya hazırdır!



Oysaki kız maskesini çıkartmaya hazırdı... 
En azından hazır gibi duruyordu erkeğin maskesinin sabitliği karşısında...
Tüm bu görüntüler arasında gerçek olan ve duyguları yansıtan, maskelenemeyen tek unsur ise bakışlar idi... 

Bakışları idi maskelerini nefesleri kadar yakınlaştırabilecek güce sahip olan.

Evet! Bakışlar... Oo lal laa!

Jean Paul Sartre der ki; Maskeliyken hakikati hangisinden gizlemek kolaydır? Ötekinden mi? Kendinizden mi?

Kafam balon gibi oldu... Şişti şişti şişti... Yapılcak iş miydi!



Tanrı çok alıngan, O'na dua ederken çok korkuyorum beni yanlış anlamasından... Sanırım bu nedenle dua edemiyorum. Bu arada Ankara özlemim depreşti! Ve yukarıdaki şarkı, evet evet çok güzeldir... Tek başına yapılan yürüyüşlerde iyi gider. Otobüste dinlemesi de güzel olur. Bugün yaptım oldu.

Her neyse. Bu nasıl iş? Ne eksik bilmiyorum...

Salı, Ocak 17, 2012

Kızların milli marşı.



Yo kızlar bunu haketmiyoruz
Yo kızlar bunu kabul etmeyelim

Bütün kızlar toplandık toplandık toplandık
Sorduk neden yıprandık yıprandık yıprandık
Biz onlardan hoşlandık hoşlandık hoşlandık
Şimdi niye zorlandık zorlandık zorlandık

Bir o kadar basitti ki denklemleri
İki o kadar güçsüzdü ki eklemleri
Üç kontrol etmek bebek işi
Yormadan sormadan sormadan yormadan

Bir sarardık biz onları dolma gibi
İki çalardık biz onları zurna gibi
Üç sererdik yolları çarşaf gibi
Yormadan sormadan sormadan yormadan

Çıtaları kaldırırdık çıtırlara on basardık
Haydi hop hop atlatırdık hey gidi günler hey
Uzun uzun anlatırdık espriler patlatırdık
Haydi top top yuvarlardık hey gidi günler hey

Bekletirdik seslenirdik yüklenirdik hey gidi günler hey
Esnetirdik esnetirdik pes ettirdik hey gidi günler hey

Bütün kızlar toplandık toplandık toplandık
Sorduk neden yıprandık yıprandık yıprandık
Biz onlardan hoşlandık hoşlandık hoşlandık
Şimdi niye zorlandık zorlandık zorlandık

Bir o kadar bellidir ki hedefleri
İki seks para ve futbol hep sohbetleri
Üç bunu yönetmek bebek işi
Yormadan sormadan sormadan yormadan

Çıtaları kaldırırdık çıtırlara on basardık
Haydi hop hop atlatırdık hey gidi günler hey
Uzun uzun anlatırdık espriler patlatırdık
Haydi top top yuvarlardık hey gidi günler hey

Süslenirdik güçlenirdik yükselirdik hey gidi günler hey!!!
Esnetirdik esnetirdik pes ettirdik hey gidi günler hey!!

Bütün kızlar toplandık toplandık toplandık
Sorduk neden yıprandık yıprandık yıprandık
Biz onlardan hoşlandık hoşlandık hoşlandık
Şimdi niye zorlandık zorlandık zorlandık
Yıprandık yıprandık

“Bütün kızlar toplandık” Nil ne güzel söyledin sen bu şarkıyı! Ne iyi ettin de söyledin. Yoksa ne olurdu bizim halimiz? Keyiflendirirken, tek bir ağızdan söylenirken, şirin ses tonlarımız, kıvrak hareketlerimiz ve tatlı görüntümüzün altında küfür edercesine ağız dolusu söylettirdin bize bu şarkıyı yıllarca. Hep böyle oldu ve böyle devam edecek gibi. En güçlüsünden en güçsüzüne kadar kızların ortak marşıdır bu sözler. Hatta ve hatta “Bütün kızlar toplandık, Sorduk neden yıprandık???” Bir araya gelen kızların ortak konusudur. 1 saati geçen konuşmalarda konu döner dolaşır cümleler evrilir çevrilir buraya mutlaka gelir. Gelir arkadaş gelir. Gerçekten gelir. Ses kayıt cihazı konulsa kızların oturduğu masalara tezimi kanıtlamış olurdum rahatlıkla. Hedefleri belli olan bir yarışmada yenilince neden yenik düştüm demek gibi. Ya da hep kelek karpuz seçmek gibi. Ne bilelim demek ki mevsimini tutturamıyor bu hatun milleti.



Ben hayatı boyunca hiç sigara içmemiş azınlıktan biriyim. Sigaranın kokusu bile midemi bulandırıyor ayrıca sigara dumanı gözlerimi yakıyor kaşındırıyor sonra uykum bile geliyor. Hele bir de kapalı alanda içildi ise sigara demeyin halime! Antalya’da gittiğimiz belli mekanlar vardır. Yazları üstü genelde açık olur bu söylediğim yerlerin. Kışları ise kapatırlar bi yolunu bulup. Neyse kışları gitmeyi sevmiyorum o çok sevdiğim yerlere… çünkü saçlarım sigara kokuyor gözlerim yanıyor sonra başım ağrıyor yani gecem ölüyor. Keyif fln kalmıyor. İnsanın sigara sevmeyen yakın arkadaşlarının olması çok güzel!!! Hepsini çok seviyorum ama sigara içmedikleri için daha bir seviyorum valla:) Geçen akşam kızlar bendeydi. “Bütün kızlar toplandık” moduna girdik. Hatta o gece birinin doğum günüydü onu kutladık. Benim canım arkadaşım ahretliğim Tuğçe’m sigara içmeyenlerden ama diğer iki kız arkadaşımız çok sigara içenlerden. Böyle çok fazla içiyorlar hem de. O gece zaten sabaha karşı yattım ama uyumaya çalıştığım süre içinde sigara kokusundan uyuyamadım. Böyle gecelerden nefret ediyorum. Bu nedenle kendi evimi seviyorum içinde sigara içilmediği zamanlarda! Abartmıyorum 3-4 gün koku geçmedi odamdan. Hatta Tuğçe bana geldiğinde camları açıp bu koku hala mı geçmedi diye bir de oda parfümünü 10dk bir boca ediyordu odaya. Çok zor zamanlar geçirmiştik. Ama bu demek değil ki sigara içen arkideşlerimi sevmiyorum. Hayır gerçekten çok seviyorum, hatta onlarda sigara içmese daha çok severim onları. Ayrıca yolda yürürken sigara içen bir kadın kadar çirkin başka bir görüntü yolda sigara içen başka bir kadındır. 


Bu sırada finaller bitti bugün. Böyle sınavdan çıkınca bi bocaladım etrafıma bakındım e ben şimdi napıcam? Sorusunu bile sordum! Ahah kendime güldüm salak dedim şapşal dedim bitsin die söylenen bendim oysaki:) monologdan diyaloga geçmem hiç zor olmadı. Bendeki bu çene yok mu? Bu arada her yerde kar var ama ayazını soğuğunu biz çekiyoruz. Antalya buzzzz gibi. Resmen yolda yürüncek gibi değil. Zor bela eve geldik odama bi girdim o koku yok! Nasıl olur? Yani bir anda koku gidivermiş. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Finaller bitti, odama sinen sigara kokusu gitti, babam bana yemek hazırladı daha ne isterim ki.. Birkaç dileğim kaldı gerçekleşmeyen onlarında zamanı var birazcık. Yani her şey tıkırında. Tabi bu tıkırındalık final notlarım açıklandığında kabusa dönüşebilir… 


Keşke Antalya’ya kar yağsa ben de kardan adam yapsam sonra kartopu oynasam çok şeker olurdu.


Pazar, Ocak 15, 2012

Kış Güncesi...



Kış gelince burnumda akmaya başlıyor. Ellerimde peçeteler ile dolaşıyorum. Dışarıdaysam ve elimde peçete yoksa vay halime! Burnumu çekmekten başım filan ağrıyor. Hatta gece uykumdan uyanıyorum nefes alamadığım için. O kadar sümüklü oluyorum yani… Bugün ilginç bir şeyi fark ettim burnum tıkalı iken ağladığımda burnum akmaya başlıyor yani rahat nefes alabiliyorum ama bu seferde gözlerim ağrıyor hemen uykum geliyor. Uykumun gelmesi mi iyi nefes almakta zorlanmak mı diye düşünürken, niye düşünüyorsun kızım! Diyorum kendime. Uyku candır. Yarı ölüm hali deseler de uyumak güzeldir. Ağlamakta güzeldir. Yani şimdi ağlamak güzel dediysem nedeni önemlidir. Mutluluktan ağlanır duygulanıp ağlanır bunlar şirindir. Sinirden ağladığında başında ağrır. İyi biliyorum… Neyse başım ağrımaya başladı, burnum akıyor ama bol miktarda peçeteye sahibim, gözlerim yanmaya başladı sanırım uyumam gerek. 

Sabah uyanıp aptal finale çalışmam gerek. Bu dönem tüm derslerin içine ettim! Dönem uzatabilirim. Uzatmaya da bilirim yani kesin bir şey yok ama dersler inanılmaz kötü… Üzülüyorum bu duruma ama ne yapayım! Hiçbiri benim suçum değil. Yayında ve yapımda emeği geçen 2. Ve 3. Tekil hatta çoğul şahısların dişleri dökülsün, aylarca cırcır olsunlar emi!!! Hatta başka beddualarda geçti içimden ama yazamayacağım kadar ayıplar… Bu nedenle bir iki üç tıp! Hadi uykuya…

Papatya...





Deniz bile hırçındı bugün…
Dalgalarını hiç bu denli sertleştirmemişti
Rüzgarı hiç bu denli hoyrat kullanmamıştı
Neye kızmıştı ? kim bilir…
Yüzüme çarpan su tanelerini 
Uçuşan saçlarımı
Geceden kalma öfke dolu gözlerimi
Dünümü, bugünümü belki de yarınlarımı
Düşünmemin vaktinin geldiğini hissediyordum…
Avuçlarımdaki sarı papatya…
Sen ne kadar zarifsin öyle???
Yaprakların bir parça zedelense de 
Zarafetinden hiçbir şey kaybetmemişsin
Küçük bir kız çocuğu edasında 
Oracıkta duruyorsun 
Kendi oyununda başkalarına verdiğin rollerin ve repliklerin bitmesini bekler gibisin
Hayrola minik kız yoruldun mu yoksa ???
Hemen ufff pufff seslerini duymaya başladım bile
Yolun başındasın henüz haberin yok =)
Mutsuzluk, karamsarlık, hüzün…
Bu elbiseler sana çok büyük 
Üstünde güzel durmuyor hem yakışmıyor da
Sen ki renginle diğer çiçekleri büyüleyen
Evrene ayrı bir güzellik katan 
Yaşamı kısa olsa da
Bu sürece birçok şeyi sığdıran 
Narin, yaramaz, şımarık, ama bir o kadar da ulaşılması zor kızsın…
Evet bu sensin!!!
Hadi kalk silkelen farkına var
Uzak tut istemediklerini
Ya da bırak gelsin beklettiklerini yaşa ve gör!!!
Unutma sen TANRIÇA’sın… 

9 Mart 2010 Salı

Pazartesi, Ocak 09, 2012

Mutsuz günler.



Sıkıntılı günlerime adım atmış bulunuyorum. Aslında neşeli eğlenceli şeyler yazmayı isterdim bunu inanın çok isterdim ama ne yazık ki şu an ki ruh halimle bunu yapmam pek olanaklı değil. Psikolojimi bozan olaylar sıralandı. Hepsini yaşamamış sayasım var aslında ama mümkün değil.

Saki büyümüş… Gerçekten büyümüş ve Mart ayı sendromuna girmiş. Fark ettiğimde dünya başıma yıkıldı resmen. Benim masum ufak şeker şirin oğlum büyümüş ergenliğe girmiş bir de çifleşmek istiyormuş!!! Oysa ki o hep temiz masum kalacakmış gibi bakardım ona. Bembeyaz görüntüsünün bende ki yansımasıydı belki de. Ya da ben yanlış anladım onun gelişim sürecini. Şimdi ben nasıl kabul edeyim oğlumu başka hatunların yanında! Bir de duygusal bir yakınlaşma olmayacak gayet alışveriş modunda çirkin bir eylemin içinde yer alacak. Daha önce de birkaç yazımda hormonların içgüdülerin etkilerinden bahsetmiştim ve bu konudaki düşüncelerim hiç değişmedi. İçinde duygu barındırmayan hiçbir yakınlaşmaya sempati ile bakamıyorum. Keşke Saki’ler konuşabilse…



Bu cümleyi uzun zamandır çok kurar oldum. Konuşsun oğlum benle:D başkalarının oğulları kızları da konuşsun. Hepsi konuşsun! Saki konuşabilseydi belki çocuk sahibi olmak bile istemeyebilirdim. O kadar seviyorum sıpayı! Ona karşı şu sıralar ki uzaklığımın hayal kırıklığımın farkında olsa gerek süreki kendini sevdirme çabasında! Uyurken uyandırıyorum dayanamayıp sevmek için. O kadar tatlı o kadar masum görünüyor ki…

Neyse sorunumun biri bu. Çözümü de belli. Kısırlaştırmak. Bu konuda arkadaşlarımın büyük kısmı bir defa çifleşsin sonra kısırlaştırırsın diye telkinlerde bulunuyor! Kızıyorum bunu söyleyenlere içten içe! Masum kalsa oğlum saflığını korusa.. hadi bunları geçtim ya hatun hamile kalırsa nolcak çocukları??? Çoğu dışarıda kalıcak yuva bulunamazsa. Eee bulundu diyelim ya kötü aileler olursa! Sorun üstüne sorun. Anne olmak zor. Ve iyi ki kaynana değilim maazallah fena olurdum fena… Ömrümce kimseyi kıskandığımı hatırlamıyorum sahip olduğum hayvanları kıskandığım kadar. Bu da benim için başka bir trajedi olmaı. Ya da farklı bir özgüven.!

Daha bu sendromu atlatamamışken finaller girdi araya! Al işte… Çifte sorun. Lisede verilmeyen ev ödevleri üniversitede saçma salak bir formatta verilmeye başlanıldı! Etmediğim küfür kalmıyor. Üniversitede hoca olurken başka kriterler belirlenmeli önce sağlık sorunlarına bakılmalı hatta uzun bir psikiyatri sürecinden geçirilmeli başka türlü olmuyor. Olur gibi olunca da başımıza neler geliyor görüyoruz!!! Saygıdeğer pek muhterem öğretmenlerimizden birisi bizler kitap okuyalım diye kendi zevkine göre seçtiği saçma sapan 3-4 kitaptan birinin özetini istedi! Maşallah inşallahlarla dolu kitaplardan ne öğrenmemizi istediğini sorgulayamıyorum bile. Bunu yapınca filozof olacakmışız herhal. Belki camilerde vaaz fln verecek düzeye erişiriz belki! Neyse önerdiği kitaplarda da söylenildiği gibi Allah büyüktür kardeşlerim!!!

Neyse şu finaller bitsin diyete başlıcam :)

Çarşamba, Ocak 04, 2012

2011'in son, 2012'nin ilk günleri..



B planı olmayanlar kervanının en arkasından paytak paytak mehter takımı misali yürüyen kişisiyim. Plan yapmak bana göre değil. Bunu hep söyledim hepte söyleyecek gibiyim. Uzun vadede plan yapılması hoştur. Yani yürüyeceğin yolu bilmek güzeldir ancak kısacık günün planını yapmak gereksizdir çoğu zaman. Mesela ben yaptım, yaptım da noldu? Olmadı!!! Son anda başka bir şey çıktı ve bir anda değişiverdi her şey! O kadar planlar yaptım ayrıntılarına kadar düşündüm sonucunda yine spontane yaşam şekline giriverdim. En iyisi ben plansızlığıma yeni planlar eklemeden uzun zamandır ara verdiğim güncelerime devam edeyim. 

Hızlı hatta hıphızlı günlerim geçti. Bunları hatırladığım kadarıyla anlatmayı düşünmekteyim. Öncelikle sabahları standartlaştırdığım eylemimi anlatmalıyım. Uyanır uyanmaz balkona çıkıp missss havayı içime çekiyordum oranın fotosunu çekip koyayım dedim. 



Kızların yanına gidicem diye hazırlanırken bir anda başka bir yerde buldum kendimi. İyi mi oldu kötü mü bilincine varamamışken. yıl başına kadar süslemeler ile uğraştık. Sürekli müzik dinleyen ve dans eden oynak iki erkek arkadaş vardı Gürcü, sonra bir çift vardı kız Rus oğlan Türk. Bu çiftimiz çok tatlılardı çok sevdim ikisini. Diğer iki oğlanıda sevdim ama öyle çok fazla değil. İyilerdi hepsi. Sonra bir de şef vardı. Şeker mi şeker onu da çok sevdim. Yarım Türkçe’siyle konuşmaya çalışıyordu. İyi biriydi. Yanımda 3 yıldır tanıdığım bir arkadaşımda vardı. Bir de tanışalı azcık zaman olan başka bir arkadaşım ve bir de o gün tanıştığım bir kız vardı. İlk günler pek bişi yapmadık. Gerçekten ben çalıştığımızı düşünmüyorum. Mesela ikinci gün iki üç saat bekledik sonra dediler ki yukarıya çıkın. Dediler bizde çıktık sonra ismimizi söylememizi istediler söyledik. Esra ile eee şimdi ne yapacauk diye bön bön birbirimize bakarken iş bitti bgnlük sözünü duyduğumuzdaki tepkiler görülmeye duyulmaya değerdi. Öyle saçma sapan şeyler yaptık yaniJ sonraki gün birkaç saat etrafta dolandıktan sonra başladık beklemeye. Bekledik bekledik gelen giden yok neyse epey bekledik sonunda şef olan iyi adam geldi ve “arkadaşlar gidebilirsiniz” dedi. Hey yarapppiieeemm! Dedim. Yani bu iki kelimeyi duymak için onca saat kös kös oturup zaman harcamış olmamız yine saçma geldi güldüm duruma.



Neyse ki yıl başı gününe her şeyi hazırladık sadece 31 Aralığı beklemeye başladık. Güneşsiz gün geçirmeyen Antalya’mızda bir afralar tafralar böyle bi değişti ki sormayın. Başladı yağmur, kar, dolu, fırtına. Vallahi bak. Hepsi oldu. Sonra bişiler tıkandığı için salonlara sular taştı. O hengamede çocukları dışarı çıkardık. Bu dışarı çıkarttığımız çocuklardan çıkmak istemeyen direnişçilerle karşılaştık. Kendini büyük hissedip boyundan büyük şeyleri kaldırmaya çalışanlar fln oldu ayyyy yerim ben onları! bu karmaşa da “beni tuvalete götürür müsün Damla öğretmenim” diyen ufaklıklara saygılarımı hala büyük bir içtenlikle sunuyorum. Eee salonlar su doldu biz napacauk diye düşünürken hemen orta alana taşıdık her şeyi. Maşallah kaslarıma kuvvet. Böyle dediğime bakmayın herkes çalıştı çabaladı hemen düzeldi. Çocuklar geldi, çocuklarla birlikte ebeveynlerde geldi sonra da büyükleri zor bela kovduk. Ayyy bir inatçılar bir inatçılar. Ya hiç ilgilenmiyorlar ya da ilgiyi abartıyorlar. Bilemedim ben bu anne baba olma işinin dengesini. Dengesi var mı onu da bilemedim. Daha önce yapmadığım şeyleri de yaptım bu süreçte. Bir sürü çocuğu tuvalete götürdüm. Çok fenaydı. Psikolojim bozuldu. Anlamıyorum 4 yaşına gelmiş çocuklar nasıl tek başlarına tuvaletini yapamazlar!!! Ailelerine sevgilerimle…


Yeni yıla girerken koşa koşa gittik büyük salona. Geriye doğru saydık ve sonra sevgi yumağı olduk. Az kalsın unutuyordum. Çiftten bahsetmiştim yazının başında. Ordaki çocuk kıza evlenme teklifi etti. Çok tatlılardı duygulandım fln. Gerçi o gece evlenme teklifleri havada uçuştu biraz. Sonra başka bir adam başka bir kadına sahnede evlenme teklifi etti. O da kabul etti. Maşallah hatunlar teklif gelsin de kabul edeyim diye bekliyormuş=) sonrasında içtik eğlendik fln derken ben baya fazla kaçırmışım.  ayyy düşündükçe kendime gülüyorum.



Güzeldi her şeyiyle bu yeni yılın ilk günleri. Bu arada sahil çokkk güzeldi orada… hele ki gün batımı... Çok sevdim. İnanılmaz sevdim.


Kumdan sahili vardı. Ara ara iskeleler kurulmuştu ve yerler deniz kabuklarıyla doluydu. Yürüyüşe çıkan her çift ismini yazıyor olmalıydı ki isimlere basmamak için tuhaf tuhaf yürümeye başlamıştım.



Dedim ben de yazarım! Yazım. Çok tatlı yazdım! Damla yazdım=) orda benimde ismim var artık. Gerçi ben dalgalara çok yakın yere yazdım kesin silinmiştir ama olsun dalgaları da severim ben. 



Her şey günlük güneşlik olmadı orada. Yani zor zamanlarda geçirdik. Mesela klimalar sorunluydu çok üşüdük 


Ufaklıkları anlatmadan geçmemeliyim. Rüzgar vardı. Çooook tatlı şeker bir çocuktu. 3 yaşında olmalı. Tuvalete götürdüğüm ilk çocuk oldu. Annesini görünce dedim hemen "kayınvalideciğim izdivacımıza mani olmamalısınız" diye:) Rüzgar ile ps oynadık. Araba yarışları yaptık. Hep kendi kazandı sandı bende üzülmesin diye bozmadım ama hep ben kazanmıştım. Çocuk deyip geçmeyin çok fena oynayanlar vardı.



Neyse bir de Levent vardı. Utangaç çekingen nazik çoook tatlı bir çocuktu. Peşimden ayrılmadı Damla öğretmenim diye diye dolandı. Canım benim bak şimdi ikisinide sevesim geldi. Özetle ikisini görünce dedim çocuk yapmalıyım. Anne olmalıyım. Böyle çocuklarım olmalı. Sonrasında diğer çocukların yaramazlıklarını görünce de dedim ki ; Çocuk sesi bile duymak istemiyorum!!! Çok değişken oldum ama ne yapayım. Yerimde olaydınız da göreydiniz. Oooo isyankarlığın dibine vurdum böyleceeee. 

Uçan kırmızı balonum vardı. İplerle bağlamıştım çok şeker olmuştu. Bi tane adam geldi elimden almaya çalıştı bende vermedim. Çocuğuna vercekmiş!!! Banane. O benim dedim. Vermedim. Vermedim de noldu! Gecenin sonunda uçtu gitti kaybettim:( 



Yeni yılımın ilk günleri böyle geçti. Yeni yıl güzel geldi. 2012 Kehanetini yapan Mayalara nanik yapıyorum=) Bence onları yanlış anladık bizler. 2012 güzelliklerin yılı olacakmış, şans, bereket, mutluluk, huzur, başarı, aşk, meşk, para yani kısaca hayatımıza güzel renkler katacakmış. Öyle duydum! Bunu uydurmuşta olabilirim. Neyse ne farkeder herkese kocaman güzel dileklerimi gönderiyorum. Yeni yıllar hep güzel geçsin... Sizleri seviyorum.